EY İNSAN! SEN BİR ANAHTARSIN. SEN HİÇ USTASINI İNKÂR EDEN BİR ANAHTAR GÖRDÜN MÜ?
SÖZLER KİTABI MÜCEVHER DOLU BİR DAĞ, ONUN 30. SÖZÜ DE CEVHER MADEN OCAĞI
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Bazı dağlar vardır, türlü türlü kıymetli madenlerin kaynağı ve ocağıdırlar. Ben de Sözler kitabını öyle mücevher dolu bir dağ, onun 30. Sözünü de açılmış bir altın maden ocağı gibi gördüm. O ocağın giriş kapısında yani “30. Sözün başında da şu ayet vardı:
اِنَّا عَرَضْنَا اْلاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا اْلاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً
Allah Teala şöyle buyuruyordu: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındılar ve korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim ve çok cahildir.” [1]Ahzab, 33/72
Öyle anlaşılıyor ki 30. Söz, bu ayetin tefsiri mahiyetinde bir sözdür. Ben bu sözden çıkardığım mücevherleri çok değerli okurlarıma hediye etmek istedim. İşte o cevherlerden bazıları:
1-Ayette geçen “emanet”in çok anlamından biri, “ben” anlamına gelen “ene”dir. Allah Teala “ene”yi insana emanet etmiştir. Yani “ben” deme bilinci ve benlik davası gütme kabiliyeti sadece insanda vardır. Şeytan hariç başka hiçbir varlıkta “ben” deme kabiliyeti ve benlik kibri yoktur. Ne göklerde ne yerde ne de dağlarda. Bu varlıklar, faydalı şeylerle dolu oldukları halde gururlanmazlar, kibirlenmezler, hava atmazlar. Bundan dolayıdır ki Kâinatın emaneti yüklenmekten kaçınmaları da Allah’ın emrine isyandan değil, emaneti üstlenmeye hallerinin müsait olmayışındandır. Dolayısıyla kaçınmaktan dolayı da cezaya müstehak görülmemişlerdir.
Ben iddiasında bulunma ve isyan etme kabiliyeti olmayanlara Allah neden emaneti üstlenmelerini teklif etmiştir?
2-İnsanın yüklendiği bu emanette, yani “ene”de, yani benlikte nurlu bir tuba ağacının çekirdeği bulunduğu gibi aynı zamanda zakkum ağacının çekirdeği vardır. Yani insandaki benlik duygusunda hem iyiliğe yarayan yön vardır hem de kötülüğü doğuran yön. Diğer bir ifade ile insanın üstlendiği “ene” den iyiye kullanıldığında cennet, kötüye kullanıldığında da cehennem çıkabilecektir.
Bir insan eğer üstlendiği emaneti (eneyi yani benlik bilincini) Allah’ın kendisine verdiği bir emanet olarak görmez de, kendi malı gibi görürse, kendine güvenir, benlik davası güder, kibirlenirse Ebucehil olur. Nemrut, Firavun ve Karun olur. Ayetin sonunda ifade edilen “Çok zalim ve çok cahil” sınıfına girer. Cehennemdeki zakkum ağacı ve yemişleriyle baş başa kalır.
Şayet insan, üstlendiği eneyi Allah’ın bir emaneti görür, benlik davası gütmezse, Allah’a güvenir, bende gördüğünüz bütün iyilik, güzellik, servet ve kuvvetin sahibi Allah’tır, der, kendisine verilen o “ene”de yani benlikte Allah’ın tecelli ve cilvelerini seyrederse bu sefer Ebubekir-Sıddık olur. Cennette gözlerini açar, cennetteki “nurlu tuba ağacı” ve meyveleriyle baş başa kalır.
3-Allah Teala insana “ene”yi (benlik bilincini) bir anahtar olarak verdi. Verdi ki insan onunla Allah’ın her bir isminde saklı bulunan hazineleri, kâinatın gizli sırlarını ortaya çıkarsın, anlaşılması zor meseleleri anlasın, anlatsın. Allah’ın her bir ismi bir hazinedir. Halık ismi yaratılmışların hazinesidir. Şâfi ismi bütün hastalıkların dermanı olan şifanın hazinesidir. Rezzak ismi bütün rızıkların hazinesidir. Alîm ismi bütün bilimlerin ve fenlerin hazinesidir… Bütün isimleri bu şekilde saymak mümkün. Bu isimlerde saklı olanları bulma, çıkarma Allah’ın insana verdiği “ene” anahtarıyla olmaktadır ve olacaktır.
4-Bu izahlardan anlaşıldı ki âlemin anahtarı insanın elindedir, hatta insanın kendisidir. Zaten bir başka yerde de insan bir “anahtar külçesi” olarak tarif edilmiştir. Allah insana işte böyle bir kabiliyet vermiştir. Her bilinmeyene ondaki “ene” ile ulaşılacak, her kapalı şey onunla açılacaktır. Şimdiye kadar bilinmeyenler bilindi ve bulundu ise insandaki “ene” anahtarı ile, diğer bir ifade ile insan denilen “anahtar külçesi” ile bulundu ve bilindi. Allah insanı bu kabiliyette yaratmasaydı kim neyi bulacaktı ve bilecekti? İşte insan bu. Allah boşuna mı diyor hâşâ “Biz insanı en güzel biçimde, mucize alet ve edevatla donanmlı bir vaziyette yarattık.” [2]Bkz. Tîn, 95/4 “Biz insanoğluna her şeyin üstünde bir değer verdik.” [3]Bkz. İsra, 17/70 İşte insan bu şekilde yaratılması sayesinde bütün varlıkların üstünde bir konuma sahip olmuştur.
Hayretini saklayamayan şair ne güzel söylemiş:
Hiç kalmadı soran : Ne var insanda?
Ben duvarda ezik bir böcek miyim?
Yoksa, pırıl pırıl, tek damla kanda,
Kainatı süzen bir mercek miyim? [4]Necip Fazıl Kısakürek (ra)
Zavallı ateist, Allah’ın verdiği anahtarla bir şey buluyor, bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarıyor, onu kendi mahareti, kendi malı sanıyor ve havalara giriyor. Bulduğunu Allah’a değil kendine mal ediyor. “Ben onun eseri olduğum gibi benim bulduğum da Onun eseridir”, diyemiyor. Karun da: Bu serveti ben, kendi ilmimle, kendi marifetimle kazandım” [5]Ksas, 28/78, demiş, Allah’ı hesaba katmamış, kendisini Firavun gibi hâşâ Allah’ın yerine koymuştu. [6]Bkz. Naziat, 79/24 Biri servetiyle yerin dibine gömüldü, biri de denizde boğuldu, sulara gömüldü. Çağımız Karunlarının, Firavunlarının ve ateistlerinin 30. Söz’den [7]Garibüzzaman, Sözler, 30. Söz. alacağı dersler var. Emanete hıyanet etmeyen insanoğlundan biri de bakın ne güzel söylemiş:
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem! [8]Necip Fazıl Kısakürek (ra)
Ben de diyorum ki:
Ey insan! Aklını başına al. Sen bir anahtarsın, anahtar külçesisin. Ne sen seninsin ne bulduğun icatlar senin. Sen ve senin bulduğun her şey Allah’ın. Boşuna kibirlenme. Şeytanın mesleğini üstüne alma.
Ey insan! Düşün. Sen hiç ustasını inkâr eden bir anahtar gördün mü? Hayır. Sen, hiç gururlanan, kibirlenen, havalara giren anahtara rastladın mı? Hayır. Öyleyse sen de seni anahtar yapan Rabbini inkâr edemezsin. En iyisi sen, Allah’ın kulu olduğunu itiraf ve ilan et, namaza başla, secdelere kapan. İşte o zaman sen, esfel-i safilinden alay-ı illiyyine çıkarsın. Hem kendinin hem bütün bir kâinatın başının belası olmaktan kurtulursun! (DEVAM EDECEK)