ISPARTA KONSERİM (14 EYLÜL 2008)
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Kısa notlarımı biriktirdiğim zarflardan birinin üzerinde “ISPARTA KONFERANSIM” yazısını gördüm. Heyecanla açtım. Zarfın içindekiler, aldığım davet üzerine 18 yıl önce Isparta’da verdiğim konferans notlarımdan başkası değildi. Bu konferansın üzerinden 18 yıl geçmiş olmasına rağmen baktım söylediğim hakikatler eskimemiş ve değişmemiş. Faydalı olacağına inandığım için o notlardan bazılarını siz değerli okurlarıma arz etmek istedim. Seçtiklerimin birbirleriyle ilgili olup olmadıklarına bakmayın lütfen. Verdiğim malzemeyi repertuarınıza taşımaya bakın. Çünkü onlar, ummadığınız zaman ve mekânlarda size ve sizin sunduğunuz herkese doğal ilaç olacak. Allah’ın lütfuyla sağlığınızın ve huzurunuzun devam ve bekasına yarayacaktır.
Isparta konferansımda muhataplarıma şöyle seslenmişim:
Güller diyarı Isparta’nın muhterem güzel insanları, gül şehrinin gül endamlıları değerli kardeşlerim!
İstanbul’dan buraya bir konser vermek üzere gelmiş bulunuyorum. “Ne konseri hocam”, demeyin. Ben de mesleğime uygun bir konser vereceğim ve sizi eğlendireceğim, ama düşündürerek, günaha bulaşmadan ve sizi de günaha bulaştırmadan eğlendireceğim. Zaten hakiki eğlence de budur: Günaha sokmadan eğlenmek ve eğlendirmek. Günaha girmeden gülmek ve güldürmek.
-Var mı böyle bir konser hocam?
-İşte o konser şu anda benim icra ettiğim bu konferanstır. Şimdi insanlar maalesef böyle konserlere hasret kalmış bulunuyor. İnsanlar çalgılı-çengili, müstehcen konserlere, eğlencelere gidiyorlar, yığın yığın para veriyorlar, yığın yığın günahla evlerine dönüyorlar. Eğer tevbe etmezler, Allah’tan da af ve mağfiret istemezlerse, cehennemlerini de böylece para ile satın almış oluyorlar. Çünkü konserlerde Allah’ın rızasını değil, gazabını çeken manzaralar var. Sahnedekine bakan günahkâr, baktıran günahkâr, alkışlayan günahkâr, alkışlatan günahkâr oluyor. Kâr yok, zarar çok.
Benim şu anda icra ettiğim konserin adı “beyin jimnastiği, bilgi ve düşünce konseri”dir. Bu jimnastik, yani düşünmek ve düşündürmek Kur’an’ın ve sevgili Peygamberimizin (sav) ısrarlı tavsiyeleri arasındadır. Kur’an, Allah’ı anan, yer ve göklerin yaratılışı hakkında tefekkür eden insanları överken, [1]Bkz. Al-i İmran, 3/191 Hadis de: “Tefekkür gibi ibadet yoktur” [2]El-Müttakî, Ali, Kenzü’l-Ummal, 16/121 diyerek insanları tefekküre, düşünmeye, bilime teşvik etmektedir. Çünkü tefekkürle insan, nerden geldiğini, niçin geldiğini, nereye gittiğini bilir. Tefekkür, insana Allah’ı tanımayı, sevmeyi öğretir ve Ona itaat ve ibadeti hatırlatır. Tefekkür, insana, namazın en büyük teşekkür ve dua olduğunu ve iki dünya saadet ve cennetinin de namazda saklı bulunduğunu, söyler. Kısaca tefekkür, insanı alim yapar. Allah’tan da sadece ve sadece alimler korkar. [3]Bkz. Fatır, 35/28 Alim pozisyonunda olanların Allah korkusu yoksa ilimden nasip alamamışlar demektir. Allah’ı bilmeyen neyi bilirse bilsin “cahil” sıfatından kurtulamaz. Çünkü ilim Allah’ı bilmektir. Allah bilinmezse bir kuruca emektir. Arının bal yapması, ineğin süt yapması onları hayvanlık mertebesinden alimlik mertebesine yükseltemiyor.
İşte bizim konserimiz bu: Dinleyiciye fikir jimnastiği yaptırmak, onun imanına kuvvet vermek, onu Allah’la buluşturmak ve nihayet cennete götüren aracı ve miracı, otomobili ve uçağı ona teslim etmektir.
Dinleme, öğrenme, okuma ve düşünme insan işidir, insan sanatıdır. Allah, insan dışında hiçbir varlıktan bunu beklememiş ve istememiştir. Bu sanatı icra etmeyen insanı da kınamıştır, hem de çok ağır kınamıştır. İşte ayet. Bakın Allah Teala ne buyuruyor:
وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثٖيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِؗ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاؗ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاؗ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاؕ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّؕ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
“Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri (akılları) vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan da aşağıdırlar. Onlar gafillerin ta kendileridir.” [4]A’raf, 7/179
Bir tefekkür damlası “Çile” kitabının yazarından:
“Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!
Senden uzaklık ateş, sana yakınlık ateş!
Azap var mı alemde fikir çilesine eş?
Yaşamak zor, ölmek zor, erişmekse zor mu zor?
Çilesiz suratlara tüküresim geliyor!” [5]Necip Fazıl Kısakürek, Çile.
Umman büyüklüğünde bir tefekkür damlası da Yunus’dan (ra):“Muradıma maksuduma ermezsem
Hayıf bana yazık bana vah bana
Kadir