CAMİNİN RUHUNA AYKIRI BU TABLOYU CAMİYE KİM ASMIŞ? HIZIRDAN, ŞEYHTEN, TÜRBEDEN YARDIM İSTENİR Mİ?

A person raising hands in prayer inside a mosque with Arabic calligraphy.
Okuma süresi: 3 dakika

CAMİNİN RUHUNA AYKIRI BU TABLOYU CAMİYE KİM ASMIŞ? HIZIRDAN, ŞEYHTEN, TÜRBEDEN YARDIM İSTENİR Mİ?

Dr. Vehbi KARAKAŞ

Tefsir, kelam ve felsefe alimi Fahreddin er-Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr’inde enteresan bir olaya rastladım. Bu olayın iki şeye delil ve en güzel misal olduğunu gördüm. Onlardan biri, Allah’tan başka hiç kimseden bir yardım beklenemeyeceği gerçeği; diğeri de Allah’ın, insana, insanın kendisinden daha yakın olduğunu anlatan ayetlere en güzel misal oluşudur.

Önce tefsirde gördüğüm olayı arz edeyim. Olay şu: Zeyd bin Harise, Mekke’den Taife gitmek üzere yola çıktı. Aynı yolda Tâife gitmekte olan birisi ile karşılaştı. Bu kişinin münafıklardan biri olduğunu bilmiyordu. Yola koyuldular. Bir harabenin yanından geçerlerken münafık bir teklifte bulundu:

-Şuraya girelim, biraz istirahat edelim, sonra yola devam ederiz.

Girdiler. Zeyd uyuya kaldı. Bunu fırsat bilen münafık, Zeyd’in ellerini bağladı. Öldürmek için harekete geçeceği an Zeyd uyandı ve sordu:

-Ne yapmak istiyorsun?

-Seni öldürmek istiyorum.

-Niçin?

-Çünkü sen Muhammed’i seviyorsun, bense onun düşmanıyım, ona kızıyorum. Zeyd, münafıktaki kararlılığı görünce münafığın hamlesinden önce can havliyle feryadı bastı: Ya Rahmaaaaaan eğisni! Bunun anlamı şu idi: Ey Rahman olan Rabbim, imdadıma yetiş! Tam o an münafık, bir ses duydu. O ses: “Yazıklar olsun sana bırak onu, öldürme”, diyordu. Münafık harabeden dışarı çıktı, sesin sahibini aradı. Kimseyi göremeyince geri döndü, öldürmek için ikinci hamleyi yapacakken aynı sesi ve sözü bu sefer daha yakından işitti: Bırak onu öldürme! Münafık yine dışarı çıktı, sesin sahibini aradı, taradı yine bulamadı. Üçüncü kez, bu sefer tam bir kararlılıkla Zeyd’i öldürmeye yönelince: “Rahat bırak onu” diyen sesi bu sefer çok daha yakından duydu. Münafık üçüncü kez dehşet ve korku içinde harabeden çıktı. Bir de ne görsün karşısında atlı bir adam, elinde mızrak! Bu atlı adam, mızrağını münafığın sinesine sapladı. Onu orada öldürdükten sonra harabeye girdi. Zeyd’in iplerini çözdü ve ona:

-Beni tanıdın mı? Ben Cebrail’im. Sen: “Ey merhameti sonsuz Allah’ım, imdadıma yetiş” dediğin zaman ben yedinci kat gökte idim. Allah Teala bana: “Çabuk kulumun imdadına yetiş”, dedi. İkinci hamlede dünya göğüne indim ve üçüncü hamlede münafığa yetiştim, işini bitirdim.” [1]Bkz. El-Fahrurrazi, et-Tefsîrü’l-Kebir, 1/170

Sen büyük bir ihlasla Allah’a yönelir ve el kaldırırsan Allah senin elini boş çevirir mi? Ne güzel söylemiş Alvarlı Efe:

Sen Mevlâ’yı sevende Mevlâ seni sevmez mi
Rızasına ivende rızâsını vermez mi
Sen Hakk’ın kapusunda canlar fedâ eylesen
Emrince hizmet kılsan Allah ecrin vermez mi

Büyük ni’metdir îmân bize Allah’dan ihsân

Bu tevhîdin kıymeti cennetleri almaz mı [2]Alvarlı Efe Hâce Muhammed Lutfî

Bu olay bana Yüce Rabbimizin şu ayetlerini de hatırlattı:

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌؕ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَجٖيبُوا لٖي وَلْيُؤْمِنُوا بٖي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben, (onlara) çok yakınım. Bana dua edip seslendiklerinde onların duasına-dileğine karşılık veririm. Şu halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana iman etsinler de doğru yolu bulabilsinler.” [3]Bakara, 2/186 Sıkıntılardan kurtulsunlar.

“Biz (ölüm halindeki) insana sizden daha yakınız” [4]Vakıa, 56/85, “Biz ona şah damarından daha yakınız” [5]Kaf, 50/16, “Allah kişi ile kalbinin arasına girer” [6]Enfal, 8/24

Bu kadar kuluna yakın bir Allah varken ve o Allah’ın merhameti ve kudreti de sonsuzken nasıl olur da insan ilmi ve kudreti sonsuz bir Allah’ı bırakır da ilmi ve kudreti sınırlı acizlerden yardım ister?  Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuş: “Hiçbir dua eden yoktur ki, şu üç sonuçtan biri ile baş başa kalmasın: “Ya istediği hemen verilir ya istediği lehine ertelenip saklanır yahut da yaptığı dua bir günahına kefâret olur” [7]Malik, el-Muvatta’, “Kur’ân”, 29, 36.

Üsküdar meydanında Valide-i Cedid camiinde tavanda asılı kocaman bir levha görürsünüz. O levhadaki ibare şu: “Edriknî ya hazret-e’l-Hıdr Aleyhisslam”. Bu da: Yetiş bana ey Hazreti Hızır aleyhisselam, demektir. Sahabenin: “Ey merhameti sonsuz Rabbim imdadıma yetiş!” şeklindeki doğru sözü, doğru çığlığı ortada dururken “Ey hızır, ey şeyhim, ey falan eyfilan” çağrıları, çığlıkları doğru kanaate uygun düşmüyor. Nasıl olmuş da bu yanlış kanaat camilerin tavanına tablo olarak asılma imkânı bulmuş, nasıl olmuş da taştan, topraktan, türbelerden medet umulur ve yardım beklenir olmuş; insan şaşıp kalıyor. Tevhid inancını getirmiş, şirki ve küfrü yerle bir etmiş bir dine nasıl olmuş da bu hurafeler musallat olmuş? İnsan şaşıp kalıyor.

Üsküdar Valide-i Cedid camiinde tavanda asılı kocaman bir levhada: Sahabenin: “Ey merhameti sonsuz Rabbim imdadıma yetiş!” şeklindeki doğru sözü yerine “Edriknî ya hazret-e’l-Hıdr Aleyhisslam”. Yetiş bana ey Hazreti Hızır aleyhisselam, yazmakta..

Dara düşen ve düşmeyen herkes, her zaman, her yerde Zeyd bin Harise (ra) gibi: “Ey Rahman olan Rabbim, imdadıma yetiş!” diyecek. Tek olan Allah’a inanmanın gereği budur. Şirkten ve küfürden kurtulmanın yolu da budur. İmdat çığlıklarını duyacak, duyuracak, ilgilileri darda kalmışların imdadına koşturacak, kurtaracak olan da O’ndan başkası değildir.

Sahabe-i kiram, canlarından çok sevdikleri Rasulullah (sav) için bile “yetiş ey Allah’ın Rasulü” dememişlerken bir Müslüman nasıl kalkar da tevhide aykırı olan “yetiş ya hızır”, “yetiş ya falan” gibi yanlış ifade ve inanışları ortaya koyar? Fatiha’yı okurken nasıl: “(Allahım!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” [8]Fatiha, 1/4 diyorsak, her zaman, her yerde ve her an bu şuurla yaşamak mecburiyetindeyiz.


Dipnotlar

Dipnotlar
1 Bkz. El-Fahrurrazi, et-Tefsîrü’l-Kebir, 1/170
2 Alvarlı Efe Hâce Muhammed Lutfî
3 Bakara, 2/186
4 Vakıa, 56/85
5 Kaf, 50/16
6 Enfal, 8/24
7 Malik, el-Muvatta’, “Kur’ân”, 29, 36.
8 Fatiha, 1/4

Diğer Makaleler