KÂBE’Yİ GÖRÜR GÖRMEZ YAPACAKLARIMIZ!..
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Kur’an’ın ifadesine göre:
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذٖى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمٖينَ
“Gerçek şu ki, insanlar için yapılmış olan ilk ev, âlemlere bir hidayet ve bir bereket kaynağı olan Mekke’deki evdir.” [1]Al-i İmran, 3/96 Yani Kâbe.
فٖيهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰهٖيمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَبٖيلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ
“Orada apaçık deliller, İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Gitmeye gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (kendine zarar vermiş olur. İman ederse kendini kurtarmış olur. Herkes bilmelidir ki), Allah hiç kimsenin, hiçbir şeyine muhtaç değildir.” [2]Al-i İmran, 3/97
Kâbe-i Muazzama’yı görür görmez arzularınızı duanıza yükleyin. tevazu ve huşunuzu artırın ve üç defa ” Allahuekber” üç defa ” Lâ ilahe illalahu vallahu ekber” dedikten sonra şu duayı okuyun:
اَللّٰهُمَّ زِدْ هٰذَا البَيْتَ تَشْرِيفًا وَ تَعْظِيمًا وَ تَكْرِيمًا وَ مَهَابَةً، وَ زِدْ مَنْ شَرَّفَهُ وكَرَّمَهُ مِمَّنْ حَجَّهُ أَوِ اعْتَمَرَهُ تَشْرِيفًا وَ تَكْرِيمًا وَ تَعْظِيمًا وَ بِرًّا، اَللّٰهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَ مِنْكَ السَّلَامُ، حَيِّنَا رَبَّنَا بِالسَّلَامِ
“Allahım bu evin (Kâbe’nin) şerefini, saygınlığını, heybetini artır. Onu ziyaret edenlerin şerefini, saygınlığını da artır. Allahım! Sen selamsın. Sendendir selam. Bizi selamla, barış ve esenlikle yaşat ey bizim Rabbimiz!
İnsan, yıllardır özlemini çektiği sevgilisini bulmuş gibi doya doya Kâbe’ye bakmalı, etrafında pervane gibi dönmeli, uzun uzun dualar yapmalı. Kâbe, kâinat denilen büyük insanın kalbidir. İnsan kalbindeki hareket durunca nasıl vücudun kıyameti kopuyor; Kâbe’deki faaliyet, tavaf, ibadet, dua ve göz yaşı durunca da herhalde her şey duracak ve kâinatın kıyameti kopacaktır. İnsanın yaşaması için nasıl kalbin hep çalışması gerekliyse, kâinatın yaşaması için de Kâbe’nin etrafındaki hareketin ve ibadetin kesintisiz hep devam etmesi gerekmektedir.
Kâbe de kalp de manzarı Rahmandır. Yani Allah’ın merhamet nazarıyla baktığı yer demektir.
Kâbe, çokluğun bire dönüştüğü, çoğun bir olduğu, damlanın deryaya karışıp deryalaştığı bir yer. Her Müslüman bir damla. Metaf yani Kâbe’nin etrafında tavafa girilen yer ise bir umman. Tavafa giren her Müslüman, damla iken umman olmaktadır. İşte size damlanın okyanuslaşma serüveni. O deryaya dalmayan, veya ona yönelmeyen damla, buharlaşır, yok olur. Bir damla iken okyanus olmayı kim istemez? Öyleyse durmayın, Kâbe’de tavafa girin.
Kâinat denilen büyük insanda Kâbe, insan denilen küçük kâinatta kalp, ikisi de Allah’ın değer verdiği noktalardır. İnsan kalbi de Kâbe gibi hürmet ve muhabbet ister, kırılmaya gelmez. Hatta kimi zaman Kâbe’den de üstün olur. Neden? Nedeni şu hadisde saklı: Allah Rasulü Efendimiz bir gün Kâbe’ye seslenmiş: “Ey Kâbe! Sen ne kadar güzelsin, senin kokun ne kadar hoş, senin hakkın ne kadar büyük, ama müminin hakkı seninkinden daha büyük!” [3]Tirmizi, Bir, 85 diyerek Allah’a inanmış bir insanın ne kadar hürmete şayan olduğuna dikkat çekmiştir. Yunus da bu hadisten ilhamla:
Yunus der ki ey hâce/ İstersen var bin hacca
Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir.
demiş, bizi gönül kırmamaya davet etmiştir.
Yine demiştir ki:
Ak sakallı pir koca/ Bilmez ki hali nice
Emek vermesin hacca/ Bir gönül yıkar ise…
Gerek Kâbe’yi ve gerekse kalbi inciten Mevla’yı gücendirmiş olur. Mevla’yı gücendiren Onun rahmetinden mahrum kalır. Allah bizi rahmetinden mahrum kalanlardan eylemesin.
KÂBE’Yİ TAVAF’TA VE HACERÜ’L-ESVED’İ SELAMLAMADA NE YAPMALIYIZ, NE YAPMAMALIYIZ?
1-Tavaf da namaz gibi bir ibadettir. Namazda nasıl cep telefonu açık tutulmuyor, cep telefonu ile meşgul olunmuyorsa, tavafta da öyle yapmalı, insan Rabbi ile kendi arasına kimsenin girmesine izin vermemelidir. Çünkü tavaf da bir çeşit Allah’la buluşma ve görüşme anıdır. Eşref saatidir. O saat hiçbir şeye feda edilmemelidir. Hanefî mezhebine ve İmam Mâlik’e göre tavafa Hacerülesved’den başlanması sünnet, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî fakihi Muhammed b. Hasan’a göre ise şarttır.
2-Hacerü’lesvede “siyah taş” denildiği gibi “hacerü’l-es’ad=En mutlu taş da denilebilir. Çünkü Rasulullah (sav) onu selamlamış ve öpmüştür. Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış, daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir: “Ey Ömer! Göz yaşları burada dökülür”. [4]İbn Mâce, Menâsik, 27. Hz. Ömer’in de Hacerülesved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ın seni selamladığını ve öptüğünü görmeseydim ben de seni selamlamaz ve öpmezdim.” dediği bilinmektedir. (Bkz. Buhârî, “Ḥac”, 57; Müslim, “Ḥac”, 249-250; Buhârî, “Ḥac”, 60.; Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi-Salim Öğüt))
3-Hacerü’l-Esved’i (es’adi) öpeceğim diye başkaları incitilmemeli. Fırsat varsa öpülmeli, yoksa, istilamla, iki eli ona doğru kaldırarak selamla yetinmelidir. Hacerü’l-Esved’i uzaktan öpmek şöyle olmalıdır: Uzaktan avuçların içi Kâbe’ye çevrilir. Eller kulaklar hizasına kadar kaldırılıp “Bismillahi Allahuekber” denilerek karşıdan işaretle selamlanır ve sağ elin içi öpülür. Bu işlem yapılırken durulup beklenmez, yürümeye devam edilir. (İstilam’dan sonra şu dua okunur.)
(بسم الله والله أكبر. اللهم إيمانًا بك وتصديقًا بكتابك ووفاءً بعهدك واتباعًا لسنّة نبيك محمّدٍ صلى الله عليه وسلّم “Allah’ın adıyla. Allah en büyüktür. Allahım! Sana inanmamın, kitabını tasdik etmemin, ahdine vefa göstermemin ve peygamberin Muhammed’in sünnetine uymamın bir işareti olarak Hacerülesved’i istilâm ediyorum.” Denilir.
Hacerü’l-Esvedi selamlamanın bir anlamı da, bir çeşit Allah’a biattır, yolunda her zaman kaim ve daim olacağına dair Allah’a söz vermektir.
4-Kâbe ve çevresinde namaz kılarken kadınlarla aynı safta namaza durulmaz. Ama bu hükme hac ve umrede bazen yoğun kalabalıklardan dolayı tam riayet edilemiyor. Böyle durumlarda vaziyeti olduğu gibi kabullenmeli ve herkes kendisine dikkat etmeli, Allah’ın huzurunda olma bilinci, başka şeyleri düşünmeye fırsat vermez, vermemelidir.
5-Karşılaşılan olumsuzluklar, zahmet ve meşakkatler sabır ve sevda ile aşılmalı. Kimse incitilmemeli.
6-Her ilden, her dilden, her mezhebden insanın toplandığı bir yerde bizim bildiklerimize ters düşen durumlarla karşılaştığımızda hemen itiraz edilmemeli, “galiba benim bilmediğim bir şey var” denmeli, geçip gitmelidir.
7- Namaz kılanın önünden geçilmez. Ama bazen harem-i şerifte izdihamdan buna çok dikkat edilemiyor. “Namaz kılanın secde edeceği yerin biraz uzağından geçilebilir.” fetvası bilinir ve gereği yapılırsa bu da kafaya takılan bir mesele olmaktan çıkar.
9-Tavaf esnasında, her şavta tahsis edilmiş bir dua vardır. Bunları bilmeyenler, bildikleri duaları okuyabilirler. Me’sur (Kur’an ve sünnet kaynaklı) dualarla dua etmenin daha efdal olduğu da unutulmamalıdır. Grup halinde duaların hoş olmadığı, başkalarının konsantrasyonunu bozduğu söyleniyor.
10-Tavaf zamanı ve yeri, dua, tefekkür, mülakat, istiğfar, zikir, tesbih, tahmid, tehlil, tekbir zamanı ve mekânıdır. Maç sohbetleri ve benzer malayani muhabbetleri yapmanın yeri ve zamanı değildir.
11-Ardından sa’y yapılacak tavafların ilk üç şavt(tur)ında erkekler REMEL yapar. Remel, tavafta kısa adımlarla koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir. Remel, sadece sonunda sa’y yapılacak tavaflarda yapılır. Kadınlar remel yapmazlar. Remel yapılması gereken tavaflarda erkekler IZTIBA yapar. IZTIBA, ihramın vücudun belden yukarısını örten parçasının bir ucunu sağ kolun altından geçirip, sol omuz üzerine atarak sağ kolu ve omuzu ihramın dışında bırakmaktır. Tavaf bitince omuz örtülür. Tavaf namazı omuz örtülmüş olarak kılınır.
12-Tavaf tamamlandıktan sonra, Makam-ı İbrahim’de iki rekât namaz kılınmalı, burası müsait değilse, bu makamın hizasında arka taraflarda da kılmak caizdir. Zaten bu hikmete binaen önceleri Kâbe’ye bitişik olan bu makamı Hz. Ömer (r.a.), gerilere çekmiş, tavafın hızının kesilmesini engellemiştir.
13-Safa ile Merve tepeciklerinde Kâbe’ye yönelip onu selamlama sa’yin sünnetlerindendir. Bu tepeciklerde de Hacerü’l-Esved ve Makam-ı İbrahim’de olduğu gibi eziyet vermemek esastır. İlla da Kâbe’yi görüp, selamlayıp sonra sa’yime devam edeceğim israrı güdülmemelidir.
14-İmkânlar nisbetinde sık sık banyo yapılmalı, duş alınmalı, beden ve elbise temizliğine çok dikkat edilmelidir.
15-Başkalarına ait eşyalar kullanılmamalı.
16-Hacıların ve umrecilerin önünde bilgili, tecrübeli, ideal rehberler olmalı. Çok gelip gitmeleri rehberlerin aşk ve sevdasına gölge düşürmemeli, samimiyet ve ihlaslarına halel vermemelidir.
17-İhtiyaca göre bayan rehberler de olmalıdır.
18-Ciddi bir mazeret yoksa, elden geldiği kadar beş vakit namaz Mekke’de Mescid-i Haram’da, Medine’de de Mescid-i Nebi’de kılınmalı, namaz vakitlerinde asla alış-verişte, yemekte vs. herhangi bir yerde bulunulmamalıdır. Çünkü bu fırsat bir daha ele geçmeyebilir. Bu mescidlerde namaz kılmanın fazileti hakkında Peygamberimiz buyurmuşlar ki: “Üç mescitten başka hiçbir mescit için yolculuk yapılmaz; Benim Mescidim, Mescid-i Haram (Kâbe) ve Mescid-i Aksa.” [5]Buhari.Hacc 26. Savm 67; Müslim,Hacc 288; Tirmizi,Salat 243.Çünkü bu mescitlerdeki ibadetin sevabına diğer mescitlerdeki ibadetin sevabı yetişemiyor. Yine buyurmuşlar ki: “Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç diğer mescitlerde kılınan namaz’lardan bin kat daha efdaldır.” [6]Müslim; Nesai, Mesacid.4, ve İbn Mace rivayet etmiştir.
20-Peygamberimiz: “Benim evimle minberimin arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” [7]Buhari F.Medine.11. Rikak.53; Müslim Hacc 502. Muvatta.Kible 10. K.Sitte. Hadis.4608. buyurduğundan herkes orada bulunmak, orada dua etmek, namaz kılmak istiyor. İşi biten derhal oradan ayrılmalı, başkalarına da yer açmalıdır.
21-Ziyaretgâhlar ihmal edilmemeli, İslam’ın insanlığa mal olması için verilen mücadeleler, çekilen çileler hatırlanmalı, bu mücadelede yer alanlara şükran, Fatiha ve hayırlı hizmetler, hürmetler ve muhabbetler sunulmalıdır. Ayneyn tepesinden avuç avuç toprak alarak o tepenin küçülmesine ve yok olmasına meydan verilmemelidir.
22-Alış-verişlerde ifrat edilmemelidir. Hacca giden baba kızına sorar:
-Kızım oradan sana hediye olarak ne getireyim? Şuurlu kızın cevabı Muhammed İkbal’in sözüdür:
-Ey hacılar ve umreciler! Hacdan ve umreden gelirken bize hediye olarak takke, tesbih, yüzük, ve benzeri şeyler getirmeyin. Oradan gelirken bize hediye olarak Hz. Ebubekir’in doğruluk ve teslimiyetini, Hz. Ömer’in adalet ve hakperestliğini, Hz. Osman’ın Kur’an aşkını ve hayasını, Hz. Ali’nin ilmini ve kahramanlığını getirin.” Demiştir.
Bu sözden hediyeleşmeyin anlamını çıkarmamak lazım. Hediyelerinizin arasına bunları da katın, demektir. Vesselam.
Dipnotlar
| ↑1 | Al-i İmran, 3/96 |
|---|---|
| ↑2 | Al-i İmran, 3/97 |
| ↑3 | Tirmizi, Bir, 85 |
| ↑4 | İbn Mâce, Menâsik, 27. |
| ↑5 | Buhari.Hacc 26. Savm 67; Müslim,Hacc 288; Tirmizi,Salat 243. |
| ↑6 | Müslim; Nesai, Mesacid.4, ve İbn Mace rivayet etmiştir. |
| ↑7 | Buhari F.Medine.11. Rikak.53; Müslim Hacc 502. Muvatta.Kible 10. K.Sitte. Hadis.4608. |