AİLE BAHÇEMİZİN ÇİÇEKLERİ ÇOCUKLARIMIZIN EĞİTİMİ
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Aile bahçesinin bahcivanları, gülleri ve çiçekleri
Çocuklar, aile bahçesinin çiçekleri ve gülleridir. Bu çiçekleri ve gülleri bize lütfeden Allah Teala’dır. Ana-baba, öğretmen ve devlet de Allah tarafından onlara bakmakla görevlendirilmiş birer bahcivandır. Bir bahçeye ve içindekilere bakmakla görevli olan bahcivan görevini dikkatle ve titizlikle yapmazsa bahçe ve içindekiler yanar ve kurursa bahçivanın başına gelecekleri bir düşünün. Ya aynı kötülüğü biz, Rabbimizin bize emanet ettiği aile bahçemize ve içindeki çiçeklere yani yavrularımıza yaparsak, onları İslâmiyet suyu, iman güneşi ve Kur’an gıdasıyla beslemezsek, onların yanmasına ve kurumasına sebep olursak bizim başımıza hem dünyada ve hem de ahirette neler geleceğini hiç düşünmeyecek miyiz?
Dünyada neler olduğunu görüyorsunuz. 13-14 yaşlarında eli silahlı bir çocuk okul basıyor bir dakika içinde 10-20 masumun canına kıyıyor. Ocaklar sönüyor, yuvalar dağılıyor. Bu acı olayları sadece bir psikopatın tetiğe basmasına mı bağlamalıyız? Biz hiç bu olaylardan bir ders çıkarmayacak mıyız? Acaba biz anne-babalar, öğretmenler, din adamları, ilim adamları ve devlet adamları olarak üzerimize düşen görevlerimizi hakkıyla yaptık mı? Bunu hiç sormayacak mıyız?
Kime ait olduğunu bilmediğim çok güzel bir söz var repertuarımda. Oda şudur: “Kötü insan yoktur, kötü eğitimler vardır.”
Bu söz doğruluğunu, san ki Hazret-i Rasul’ün (sav) 1400 sene önce söylediği şu sözden almıştır: “Her doğan fıtrat üzere doğar. (Temiz doğar.” Sonra anne babası onu Yahudi yahut Hıristiyan veya Mecûsî yapar…” [1]Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22.
Allah dostlarından biri mestlerini çıkarmış abdeste gitmiş, bir fare gelip mestin birini götürmüş. Mestin sahibi şöyle söylenmiş: Fare, fareliğini yaptı bu doğru, ya ben? Acaba ben nerde hata yaptım ki bu fare benim mestime musallat oldu?
Eğer çocuk kötü olarak dünyaya gelseydi suç Allah’ın olurdu hâşâ! Allah suçtan münezzehtir. Dünyaya gelen çocuk o kadar temiz, o kadar güzel koku ile gelir ki Peygamberimiz (sav) buna binaen olsa gerek: “Çocuk cennet kokusundandır” buyurmuşlar. Hatta kızı Fatma’nın saçlarının üstüne burnunu koyar, koklar ve : “Kızım senin saçlarının arasından cennetin kokularını alıyorum.” Buyururmuş.
18. Yüyılda yaşamış İsviçreli Jean Jaques Rousseou (1712-1778) nun eğitime dair yazdığı önemli bir eseri vardır. “Emil” adındaki bu eserine şöyle başlar: “Yaradan’ın elinden çıkan her şey iyidir. Her şey insanların elinde bozulur.” [2]Binbaşıoğlu, Cavit, Eğitime Giriş, s.34
DİKEN BASMIŞ BİR TARLAYA TOHUM SERPİLMEZ
Bir kısım eğitimcilerimizin başta gelen yanlışlarından biri de: Çevreyi zararlı şeylerden arındırmadan sağlıklı çocuk yetiştirmeye kalkmalarıdır. Bu, otları biçilmemiş, dikenlerden arındırılmamış, sürülmemiş bir tarlaya tohum serpmeye veya mayınlı bir arazide –mayınları temizlemeden- yürümeye benzer.
Halbuki Allah, “Kendinizi ve ailenizi her türlü ateşten (görünen ve görünmeyen riskli çevreden yani günahlardan ve haramlardan) koruyun.” [3]Tahrim, 66/6 buyurmaktadır.
Hazret-i Peygamber (sav) de: “Sizden biriniz, (topluma, aileye ve çocuğa zarar verecek) bir münker, (bir risk, ahlakî olmayan bir durum) gördüğünde onu, gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle düzeltmeye çalışsın. Buna da gücü yetmiyorsa içinden kızsın. O durumdan memnun olmadığını hissettirsin. Bu da imanın en zayıf derecesidir. ” [4]Tirmizî, Fiten, 11 buyurmuştur.
Şu halde iyi ve sağlıklı çocuk yetiştirme konusunda yapılacak olanlar:
1- Önce çevreyi risklerden, mayınlardan yani haramlardan ve günahlardan arındırmaktır. Çevremiz, şu anda içinde yaşadığımız evimiz, mahallemiz, ülkemiz ve dünyamızdır. Mayınlar da günahlardır; yahut günahta kullanılan alet ve edevattır. Cep telefonudur, televizyondur, internettir, sinemadır, tiyatrodur, basındır, yayındır. Haram olan eğlencelere alet olan her şey ve her yerdir. Eğlence merkezleri ve platformlarıdır. Aslında bu alet ve edevatın bir suçu yoktur. Bunlar, Allah’ın bir lütfu ikramıdır. Suçlu olan, bunları yanlış kullananlardır. Öyleyse çevremizi, yanlış kullanıcıların şerrinden korumamız gerekmektedir. Yani insanımızı dini açıdan beslememiz, güzel ahlakla süslememiz icap etmektedir.
Allah’ın yasakladığı her şey, her bir günah, patlamaya hazır bir mayındır. Fakat günahlar maskeli ve makyajlı oldukları ve çok iyi kamufle edildikleri için çok kimse günahların bir mayın olduğunu bilmemekte ve mayınlara çarpmaktan kurtulamamaktadırlar.
Mayınlar kiminin elini-ayağını, kiminin dilini-dudağını, kiminin gözünü-kulağını götürmekte, kiminin de gövdesini paramparça etmektedir. Onun için Allah gözleri harama dikmekten sakındırmış, [5]Bkz. Nur, 24/31 kulakların, gözlerin ve gönüllerin sorguya çekileceklerini haber vermiştir.” [6]Bkz. İsra, sakındırmıştır. Çünkü yasaklar, yani günahlar, İnsanın maddî ve manevî hayatını öldüren ve söndüren birer mayın, birer tuzak ve birer “zehirli bal”dır. Ne hazindir ki, bugün günahların [7]Taciz, tecavüz, hırsızlık, kapkaççılık, uyuşturucu müptelalığı, bencillik, menfaatperestlik, müstehcenlik, zina, porno, içki, kumar, aldatma, yalan, iftira, gıybet, cinayet, şiddet … Continue reading birer mayın, birer tuzak ve birer zehirli bal olduklarını çok kimse, özellikle gençler bilmemektedir.
Çocuklar ve gençler bunlardan korunmak ve kurtarılmak isteniyorsa önce arazinin mayınlardan temizlenmesi gerekmekte, ya da mayınlara çarpmama ilim ve iradesini onlara kazandırmak icap etmektedir. Bu da:
- Sağlam bir din eğitimi vermekle ve
- Kâmil bir iman kazandırmakla mümkün olacaktır.
Eğer bu iki görev hakkıyla ifa edilebilse, toplumun huzurunu bozan olumsuz olayların birçoğu kalmayacaktır. Üstelik “İsar” hasleti yani “bu nimete bendense kardeşim daha layıktır” düşüncesi her yerde hükmünü icra edecek, toplum arzu edilen huzura kavuşacaktır.
2- Çocukların ve gençlerin heveslerini tahrik eden iletişim araçları ıslah edilmeli, olumlu alternatifler üretilmelidir.
3- Tahkiki iman dersleri verilmeli ve alınmalıdır. Devlet ve millet, aile ve okul elele vererek bu meseleyi, büyük bir ciddiyetle ifa edebilseler, “Madde bağımlısı gençler” ifadesi, yerini “Mevla bağımlısı gençler” ifadesine bırakacaktır.
4- Bunu yapacak hakiki gönül kahramanları ve hizmet erleri oluşturulmalı veya var olanlar ıslah edilmeli, sistematik bir hale getirmekle destek verilmelidir. İnsan ıslahı için ne kadar yatırım yapılsa israf sayılmaz. Çünkü bir insanı kurtarmak bir kâinatı kurtarmaktır. Bir insanı öldürmek te bütün insanlığı ve kâinatı öldürmektir. Çünkü bir insan, bir kâinattır. Derler ki: “Bir mıh, bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır, bir at bir mücahit kurtarır, bir mücahit bir milleti, bir vatanı kurtarır.”
SAĞLIKLI ÇOCUK YETİŞTİRME PROJESİ
Görüldüğü gibi bu makale ile, birçok kimsenin arzu ettiği “sağlıklı çocuk yetiştirme” projesine bir iş daha eklenmiş olmaktadır. O da sağlıklı iman. Diğer bir ifade ile “İman sağlığı.” İman sağlığı bütün problemlerin ilacıdır.
Taziyelerde kullanılan bir ifade var: “Başınız sağ olsun” derler. Bunun yerine “imanınız sağ olsun” denilse galiba daha güzel olacaktır. Çünkü imanı sağ olanın başı da sağ olur. Çünkü iman, insana her acının ve musibetin altında bir rahmetin ve bir cennetin olduğunu gösterir; sahibine dayanma gücü kazandırır.
Isparta’ya bir konferans için gidiyordum. Uçakta notlarımla meşgulken yanımda oturan 20 yaşlarında bir genç sordu:
-Af edersiniz abi ne yazıyorsunuz? Cevap verdim:
-Akşam Isparta’da konferansım var. Notlarımı tanzim ediyorum. Genç tekrar:
-Bir iki tanesini benimle paylaşır mısınız, merak ettim. Ben de:
-“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”, derlerdi, dedim, durdum. Genç:
-Doğru, yine öyle değil mi, yoksa bu değişti mi? Ben:
-Hayır değişmedi de ben akşam, konferansımda değiştireceğim ve diyeceğim ki: “Sağlam vücut, sağlam kafada, sağlam kafa da sağlam imanda bulunur.” Diğer bir ifade ile, imanı sağlam olanın kafası sağlam olur, kafası sağlam olanın da vücudu sağlam olur. Çünkü imanı sağlam olan, hem kendisine ve hem de toplumuna huzur verir.”
Genç bu izahlarımızdan ve yol boyu sohbetimizden çok memnun oldu. Antalya da indik ve ayrıldık.
Sözün özü. Mayınlı ve dikenli tarlaya tohum serpilmez. Mayınlı ve dikenli tarladan da sağlıklı ürün alınmaz.
SAĞLIKLI BİR ÇOCUK İÇİN BİLİM-DİN BİRLİKTELİĞİ
Sağlıklı bir çocuk için ikinci tesbitim de şu: Bilimle-din bir araya gelmeli ve getirilmelidir. Bunu çok kere görememenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Sağlıklı çocuk projeleriyle uğraşanlardan bazıları [8]Onlardan biri, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Namık Akpınar’dır. sağlıklı bir çocuk için anne-babalara tavsiyede bulunmuşlar, ne yazık ki bu tavsiyenin içine din ve dindarlık maddesini koymamışlardır. Halbuki bunlar, hiçbir yerde birbirlerinden ayrılmazlar. Çünkü “İlimsiz din topal, dinsiz ilim kördür.” [9]Bu söz, Albert Ainstein’e isnad edilir.
Şimdi detaya girmeden sağlıklı çocuk için tavsiye edilen maddeleri arz edip sonra da bu ve benzeri tavsiyelerdeki eksikliği dikkatlere sunacağız.
Sağlıklı bir çocuk için:
- Anne sağlıklı olmalı: Sağlıklı nesiller yetiştirmenin birinci kuralı, sağlıklı anne ve uygun bir aile ortamından geçiyor. Hamilelik döneminde anne adayları düzenli sağlık kontrollerini yaptırmalı, aşılarını tamamlamalı ve dengeli beslenmeli. (Bu maddeye keşke baba da eklenmiş olsaydı!)
- Bebeklere 1-2 yaşına kadar anne sütü verilmeli. Çünkü anne sütü, bebeğin ideal büyümesini ve gelişmesini sağlıyor. Bağışıklık sisteminin gelişmesi için gerekli maddeleri içeriyor.
- Aşıları yapılmalı: Çocukların tehlikeli olabilecek mikroplara karşı bağışıklık sistemini uyarıp, onlara karşı savunma geliştirebilmeleri için aşılarının düzenli ve eksiksiz yapılması şart. Sağlık bakanlığınca planlanan Aşı Takvimi’ndeki aşıların mutlaka yaptırılması gerekiyor.
- İyi beslenmeli. Çocuk mevsimin uygun meyve seblerini içeren besinler almalı. Özellikle abur cubur gıdalar ile tanıştırılmamalı.
- Diş sağlığına önem verilmeli: Çocukların dişlerine zararlı olabilecek asitli, gazlı ve şekerli gıdalardan uzak durmaları sağlanmalı. Kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce mutlaka dişlerini fırçalamalılar.
- Sağlık kontrolleri yapılmalı: Düzenli sağlık kontrolü, erken tanı ve tedavide başarıyı da beraberinde getiriyor. Bazı hastalıkların ön bulguları erken dönemlerde kendini gösteriyor.
- Sporu ihmal edilmemeli: Bebeğe doğduğu andan itibaren egzersiz yaptırılmalı. Emeklemeye ve yürümeye başlamasıyla birlikte çocuğun hareketliliğini arttıracak ortamlar sağlanmalı. Spor, sağlığının yanı sıra okul başarısını da olumlu yönde etkiliyor.
- Çocukla bol bol vakit geçirilmeli: Anne ve babasıyla yeterince vakit geçiremeyen çocuklarda iler ki yıllarda bazı davranışsal sorunlar, arkadaş ve okul uyumunda problemler gözlenebiliyor. Bu sorunlarla karşılaşmamak için çocuklarla beraber ortak aktiviteler bulunmalı, onlarla bol bol zaman geçirilmelidir.
- Anne-babalar eğitimli olmalı, çocuklarına iyi ve kaliteli eğitim imkânları sağlamalıdır: Eğitim düzeyi yüksek olan toplumlarda sağlık sorunlarına daha az rastlanıyor. Bu toplumlarda anne ve bebek ölüm hızı daha düşük oranda oluyor. [10]hurriyetaile.com/cocuk/cocuk-sagligi/saglikli-cocuk-yetistirmenin-9-yolu_14941.html
Sağlıklı çocuk yetiştirmek için bunların hepsi doğru. Ama bir eksiği var: Bu maddeler içerisine ne yazık ki dinle (İslâm dini ile) ilgili madde konulmamıştır. Onun içi yüzümüz gülmüyor ve iki yakamız bir araya gelmiyor. Şimdi biz de olmayan o maddeyi bu dokuz maddeye ekliyoruz ve diyoruz:
10-Anne-babalar ve devlet çocuklara çok erken yaşlarda din ve dindarlık bilincini benimsetmeli, dinin ahlak ve terbiyesini vermeli, yani din kişiliğini kazandırmalıdır.”Din, bunların hepsini ve daha fazlasını kabul ediyor, hatta emrediyor. [11]Hz. Peygamber: “Allah’tan af ve afiyet isteyiniz.” “Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır.” “Allahım senden sıhhat, afiyet ve güzel ahlak istiyorum.” burmuştur.
Sağlıklı çocuk projesinde din ve dindarlığa yer verilmezse, bu mayınlı arazide, bu kadar risklerin içinde bir çocuk nasıl sağlıklı yetişecek ve nasıl kendini koruyabilecektir? Nefsin hoşuna giden zararlı heveslere karşı kendisini nasıl frenleyecektir? Toplum, ruh yapısı sağlam olmayan çocukların ve gençlerin zararından nasıl emin olacaktır? Ülke, şiddet ve hiddetten, anarşi ve terörden nasıl kurtulacaktır?
SAĞLIKLI NESİLLER YETİŞTİRMEDE BEŞ DEĞERİ KORUMAK
Bizim inanç sistemimiz, sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir aile ve sağlıklı bir çocuk için beş esası korumayı farz kılmıştır. O esaslar şunlardır:
- Dini koruma,
- Aklı koruma,
- Nesli koruma,
- Nefsi koruma,
- Malı koruma.
Basında yer alan bir haberle bu beş maddeyi analiz etmeye çalışalım: Haber aynen şöyle:
“Kafayı çekti. Beş çocuğunu öldürdü, sonra ayıldı. ‘Ben ne yaptım’ dedi. Olanları öğrenince dayanamadı, trenin altına atladı, canına kıydı.”
Korunması gereken beş maddenin bir yanlışla yerle bir olması:
Adam dinin içki yasağına riayet etmedi, içti. Dinini koruyamamış oldu. İçince aklı başından gitti. Böylece aklını koruyamamış oldu. Aklını kaybedince ne yapacağını bilemedi, çocuklarını öldürdü. Böylece neslini de koruyamamış oldu. Alkolün tesiri geçince uyandı. Yaptıklarını gördü. Bir insanın bunu yapmayacağını anladı. Vicdan azabına tutuldu. Dayanamadı trenin önüne atladı canına kıydı. Böylece nefsini de koruyamamış oldu. Âhiretteki ebedî cennetini kaybetmenin sancısı, yaptıklarının cezası olarak cehenneme düşmenin acısı da ayrı.
Bu misalin onlarcası, yüzlercesi bugün sosyal hayatta yaşanmakta ve basında, yayında görülmektedir. Aldatmaların ve yasak aşkların acı sonuçları düşünülür, şiddetlerin sebebi araştırılırsa bunların hepsinin altında dini değeri koruyamamak, İslâm’ın kırmızı çizgilerini dikkate almamak görülür.
Adem baba ve Havva anne de tek bir yasak ağaca yaklaşmak yüzünden koskoca cennetten çıkarılmadılar mı? Eğer tevbe edip dua etmeselerdi ebediyyen hüsrana uğramışlardan olacaklardı. [12]Bkz. A’raf, 7/23
Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Dinini koruyamayan hiçbir şeyini koruyamaz. Dinini koruyan da her şeyini korur. Dinini koruyamayanın halini yukardaki misalden gördük. Bir de dinini koruyanın halini görelim. Bir baba anlatıyor:
İki kız, iki erkek dört çocuk babasıyım. Risklerle dolu bir çevrede bugüne kadar risksiz ve problemsiz gelebildiysem, huzurlu ve sağlıklı yaşayabiliyorsam bunu ben dinime borçluyum. Dinim beni ve çocuklarımı korudu. Çünkü ben dinimi korudum, yasaklarından uzak durdum, emirlerini yerine getirmeye çalıştım.
Hepsine şunu söylemişim: İslâm’ın kurallarını çiğner de yoldan çıkarsam, sizi ve annenizi aldatırsam sizin de yoldan çıkma ve beni aldatma hakkınız doğmuş olacaktır. Ben, sizin huzurunuz bozulmasın diye bütün tahrik edici unsurlara rağmen dürüstlüğü tercih etmişsem sizin de dürüst ve temiz kalma mecburiyetiniz vardır. Tercih size kalmıştır. Elinizi vicdanınıza koyun, düşünün.
Hamdolsun Yüce Rabbime, bu tavrımızdan, yani dinimize hürmetimizden ve hizmetimizden dolayı o Yüce Rab bize aile huzursuzluğu yaşatmadı, size de yaşatmasın. Allah, eşimden ve çocuklarımdan razı olsun. Onları ve sizi, sizin çocuklarınızı dinimizin bize kazandırdığı sağlık ve huzurdan mahrum eylemesin. [13]Yukardaki ifadelerin sahibi olan baba, bu makalenin yazarıdır.
“Şu fani dünyada, insanoğlunun en güzel sığınağı ve cenneti aile hayatıdır. Aile hayatının hayatı ve mutluluğu da iki şeye bağlıdır. Bunlardan birincisi samimi hürmet, ikincisi de halis merhamettir.” Bu ikisinin kaynağı da Yüce Dinimiz İslamiyet’tir.
“Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası,
İhyay-ı dinle olur, bu milletin ihyası.”
İYİ EVLAT YETİŞTİRMEDE ANNE-BABALARIN YAPMASI GEREKENLER
Çocuk, Yüce Allah’ın ana-babasına bir lutfu, bir armağanı ve bir emanetidir. Allah onu yaratıp ana-babasına verirken tertemiz ve günahsız vermiş, hem de onu dünya ve ahiret ateşlerinden korumalarını ana-babasından istemiştir. [14]Tahrim, 66 / 6
Hz. Peygamber (s.a.v.): “Çocuk gönül meyvesidir.” [15]Suyûtî, Celalüddin, el-Camiu’s-Sağîr, II, s. 575 “Çocuk, Cennet reyhanından, Cennetin hoş kokularındandır.”[16]A.e, s.575 derken onun sevilmeye, öpülmeye, koklanmaya layık olduğunu ve aynı zamanda korunmaya muhtaç bulunduğunu ifade etmek istemiştir.
“Her doğan fıtrat üzere (yani tertemiz ve günahsız) doğar. Sonra ana-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” [17]Müslim, Kader, 25
Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’den ilhamını alan Mevlana demiş ki:
“Çocuk yedi yaşına kadar hoş kokulu bir reyhan, on yaşına kadar itaatkâr bir asker, on yaşından sonra ya candan bir dost, ya da can alıcı bir düşmandır.”
Anne-babalar, öğretmenler, imamlar, öğretim elemanları, kısaca millet ve devlet bilmelidir ki: “Kötü insan yoktur, kötü eğitimler vardır.”
Allah yaratıp dünyaya gönderdiği her insanı tertemiz gönderiyor. Tertemiz dünyaya gönderdiği insanın kirli çevre yüzünden kirlenme ihtimaline karşılık ona, iyiyi kötüden ayırt edebilecek akıl veriyor, aklın da yanılma ihtimaline karşılık şaşmaz ve şaşırtmaz elçisini bir öğretmen olarak gönderiyor. Onun da eline bir kitap tutuşturuyor. Bütün bunları niçin yapıyor? Sağlıklı çocuk ve sağlıklı insan için.
Her şeye rağmen insan kirleniyor ve kirletiliyorsa bunun vebali kirli ve kötü eğitimlere aittir.
Onun için Peyami Safa demiştir ki: “Sokaklarda küfürbaz bir gençliğe rastlıyorsanız, şaşırmayınız; onlar bizim öğrencilerimizdir. [18]Safa, a.g.e, II, s. 353
ANNE-BABALARIN GÖREVLERİ:
- Anne-babalar, çocuklarına, bir cennet yuvasında olduklarını hissettirmelidirler. Birbirlerinin haklarına saygı duyduklarını çocuklarına da göstermelidirler.
- Anne-babalar çocuklarını davacı değil, duacı yetiştirmelidirler.
DUACI ÇOCUKLAR:
Anası-babası tarafından din terbiyesi ve beş vakit namaz kılma şuuru verilmiş çocuklar, her namazda ana-babalarına şöyle dua ederler:
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
“Ey bizim Rabbimiz! Herkesin hesaba çekileceği gün beni, anamı-babamı ve bütün müminleri bağışla!” [19]İbrahim, 14/41) Peygamberimiz buyurmuşlardır ki: “İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Ancak şu üç insanın sevap defteri kapanmaz: Sadaka-i … Continue reading
DAVACI ÇOCUKLAR:
Anası-babası tarafından din terbiyesi ve beş vakit namaz kılma bilinci almamış, nihayetinde cehenneme düşmüş nesiller de büyüklerine beddua ederler. Buna delil şu ayettir:
“يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا
وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا
رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا
“Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygamber’e de itaat etseydik! derler. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler. Ey bizim Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle huzurundan kov.” [20] Ahzab, 33/66-68
Peygamberimiz bu duayı ümmetine öğretmiş ve şöyle buyurmuştur: “İçinizden biri hanımıyla cinsel yaklaşıma niyetlendiğinde şöyle dua etsin:
“Allah’ın adıyla. Allahım bizi ve bize bağışladığın çocuğu şeytandan muhafaza et.” Eğer Allah’ın izniyle bu çiftin çocuk sahibi olmaları takdir edilmiş olursa, şeytan bu çocuğa asla zarar veremez.” [21]Buharî, Nikâh 67; Müslim, Nikâh, 116; Tirmizî, Nikâh 8; Ebû Davud, Nikâh, 45; İbn-i Mace, Nikâh, 27; Darimî, Ebû Muhammed Abdullah İbn-i Abdirrahman (v.255), Sünen, Kahire 1969, 2/69 Yani çocuk salih, kızsa saliha bir evlat olur. [22]Canan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s. 16
Dünyaya gelen çocuğun sağ kulağına ezan, sol kulağına kametin okunması, güzel bir isim verilmesi de din eğitiminin küçümsenmeyecek bir parçasıdır.
Anne-babalar veya anne-baba adayları, sağlıklı çocuklara sahip olmaları için, eğitim sürecini evlenmeden önce başlatmalı, dindar eş seçmeli, gerdek gecesindeki duayı öğrenmenin ve öğretmenin yanında helal lokma ile beslemeyi ve beslenmeyi asla ihmal etmemelidirler.
Nuriye hanım, oğluna hiç abdestsiz süt vermemiş, babası da dağdan eve dönerken öküzlerinin ağzını bağlarmış. Tâ ki, öküzler şunun-bunun tarlasından otlayıp ta o kanaldan evlerine ve midelerine haram gıda girmiş olmasın. Bu hassasiyeti gösteren ana-babanın oğlu büyümüş, milyonlarca insanın ve gencin imanının kurtulmasına vesile olmuştur.
Hamilelilk döneminde, annenin davranışları ve hatta düşünceleri, çocuğun geleceğinin belirlenmesinde temel teşkil eder. Bu yüzden hamile annenin, çok ihtiyatlı davranması, zikir ile meşgul olması, Resûlallah’a (s.a.v.) salat ve selâm etmesi, günahlarına tevbe etmesi, namazlarını kılması, Allahu Teâlâ’ya, kocasına, ailesine ve komşularına karşı olan vazifelerini yerine getirmesi gerekir. İnşaallah böyle bir annenin dünyaya getireceği çocuk otomatik olarak bu vasıflara sahip olacaktır. [23]Buckley, Silma, Pırlanta Tavsiyeler, s. 9-10, İst. 1992
Böyle bir anne için Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: “Bir kadın hamileliğinin başlangıcından çocuğunu doğurana kadar ve onu emzirdiği süre içinde, İslâm sınırlarını koruyan bir gazinin hizmeti gibi sevap alır. Eğer bu süre içinde ölürse, şehit mertebesine yükselir.” [24]A.e, s. 16
Problemsiz bir gencin ebeveyni olmak isteyenler onu tâ küçük yaşlardan itibaren desteksiz, sahipsiz, şefkatsiz bırakmamalıdırlar. Çocuk, işten dönünceye kadar babasının yokluğuna tahammül edebilir, ama annenin yokluğuna dayanamaz. Çünkü annenin yerini kimse dolduramaz. Onun için eğitimciler ve psikologlar çoğunlukla 0-3 yaş arasında çocuğu olan annenin çalışmasına karşıdırlar. Kültürlü, terbiyeli ve iyi yetişmiş bir annenin işi, çocuğuna bakmak olmalıdır. [25]Bayraktar, M. F., a.g.m, 127
Çocuğu 12 yaşında olan ve çalışan bir annenin itirafı şöyle: “Ev sahibi oldum, ama çocuğumu kaybettim. Çünkü o beni anne olarak tanımıyor. Anneannesini anne olarak biliyor.” [26]Bayraktar, M. F., a.g.m, 128
ÇOCUKLAR KAMERA GİBİDİR
Çocuklar iki yaşına kadar ki dönemde (0-2 yaş dönemi) dünya ile, çevre ile beş duyu vesilesiyle iletişim kurmaya başlar.
Bu dönemde çocuk:
Annesinin sıcaklığından, ilgisinden veya ilgisizliğinden ciddi şekilde etkilenir.
Çevresindeki sesleri, görüntüleri, sevgi ve kavga davranışlarını bilinçaltına kaydeder.
Bu dönemde çocuk çevresinden yanlış ve aykırı sesler yerine, tatlı, hoş ve sevecen sesler duymalıdır.
Bu dönemde çocuk, sevgiyi-nefreti, cömertliği-cimriliği, uyum ve uyumsuzluğu, dürüstlük ve hilekârlığı kazanmaya başlar.
2-6 YAŞ ARASINDAKİ ÇOCUK,
Bir şeyin kötü veya yanlış olduğunu öğretilmedikçe veya denemedikçe bilemez.
Her gördüğünü taklit etmeye çalışır. Büyüklerin yaptığı her davranışı doğru olarak algılar. [27]Cebeci, a.e,101 Büyüklerin bu dönemde hareketlerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir.
Çocuk bu dönemde ya şiddeti, kötülüğü ve kötü sözü öğrenecek ya da, hilmi, iyiliği ve iyi sözü. Çocuk 0-6 yaş arasında adeta bir kamera gibidir.
Bu dönemde çocuğa dini bilgiler, çocukların anlayabileceği şekilde verilmemelidir.
ÇOCUK DEĞİL, DAVRANIŞ YARGILANMALI
Çocuk hata yapabilir. Onun hatalarına: “Dilini tut”, “Terbiyeli konuş”, “Ayıptır”, “Günahtır”, “Çarpılırsın”, “Tövbe de” ”, “Saygılı ol”, “Haddini bil” gibi ifadelerle otoriter bir anne-baba rolü takınmak yerine, “Yavrucuğum, aslında sen çok iyi bir çocuksun, yanlış olan senin sergilediğin bu davranıştır.” demeli, şefkat ve tevazu ile sokulup çocuğu o yanlıştan kurtarmalıdır
MODEL DAVRANIŞ SUNULMALI, ÇOCUK BÜYÜKLERİNDEN YALANI ÖĞRENMEMELİ
Çocuğun dürüst, çalışkan, cömert ve yardımsever olmasını isteyen büyüklerin kendilerinin de öyle olmaları gerekir. “Ayakkabını kaça aldığımızı babana söyleme”, “telefon çalarsa babam evde yoktur” de, gibi basit sanılan davranışlar, dürüstlüğe giden yolu kapatır, yalana kapıları açmış olur.
ÇOCUĞA ARKADAŞ VE AKRANLARI DEĞİL, TARİHÎ VE DİNÎ ŞAHSİYETLER ÖRNEK GÖSTERİLMELİ.
“Bak Selim ne kadar akıllı, ne kadar terbiyeli bir çocuk.”, “Sen de Ahmet kadar başarılı olsan başka bir şey istemem.”, “Nuri’yi kendine örnek al, o çok sorumluluk sahibi, bilinçli bir çocuk.” gibi sözlerin ve kıyaslamaların çocuğa hiçbir faydası yoktur. Üstelik çocuk bu tür örneklemelerden asla hoşlanmaz.
Allah’ın korkulacak bir zat olmaktan çok, sonsuz sevilmeye layık bir zat olduğu anlatılmalı.
-Neden?
-Çünkü Onun bizim üzerimizdeki hakkı sınırsız, ama bizim Allah üzerindeki hakkımız sıfır.
NEDEN ALLAH SONSUZ SEVİLMEYE LAYIKTIR?
-Çünkü O sonsuz ihtiyaçlarımızı karşılıyor da ondan. Çünkü O, hiçbir sevgilinin hiçbir sevgiliye veremeyeceği hediyeleri vermiş, takıları takmış da ondan.
Şimdi düşünelim:
Göz veren mi, gözlük veren mi?
İşitme cihazı veren mi, kulak veren mi?
Kalbinize sitent takan mı, sinenize kalb takan mı?
Parmağınıza yüzük takan mı, elinize parmak takan mı?
Bileğinize bilezik takan mı, kolunuza bilek takan mı?
Hangisi daha büyük takı takmıştır? Hangisi daha çok sevilmeye layıktır?
Ne kadar az şükrediyorsunuz? [28]Mülk,
Yakında yayınladığım makalemin başlığı şu idi: “Seni hiç unutmayan Sevgili’yi sen nasıl unutursun?”
19. Çocuğa: “Allah belanı verir, Allah cezanı versin, Allah çarpar, Allah taş yapar, Allah cehennemine atar.” ifadeleriyle çocuğun zihninde hâşâ zalim, gaddar bir Allah tasavvuru oluşturmamalıdır. Böyle bir Allah tasavvuru İslam’da yanlış olduğu gibi, aynı zamanda çocuğu korkutup Allah’tan da uzaklaştırıcı olabilir.
Allah hiç bela vermemiş midir, vermez mi? Verirse niçin verir? Bütün bunlar münasip yaştakilere, münasip üslupla anlatılmalıdır. [29]Geniş bilgi için bkz. KARAKAŞ, Vehbi, Nasıl Bir Din Eğitimi, Hayat Yayınları, 2012
ANA-BABA ÇOCUKLARININ İRŞAD VE HİDAYETİNDEN ÜMİT KESMEMELİ
“(Resulüm) Sen duyur! Esasen sen sâdece bir duyurucusun. Sen onlara zor kullanacak değilsin.” [30]Gaşiye, 88 / 21-22 Tebliğden netice hâsıl olmaması, tebliğ işine devam hususunda fütur vermemeli, azmi kırmamalıdır. Zira hidâyeti veren Allahtır: “(Habibim!) Sen sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.” [31]Kasas, 28 / 56
ANNE-BABA, ŞEFKATLERİNİ SÛ-İ İSTİMAL ETMEMELİ
Bazı anne-babalar, çocukları olmadığı için üzülürler. Halbuki asıl üzülmesi gereken kimseler, çocukları olup ta, onları, Allah’ın istediği şekilde yetiştiremeyen ve onları zayi edenlerdir. Çünkü Cenâb-ı Hak:
“Ey inananlar! Kendinizi ve aile efradınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” [32]Tahrim, 66 / 6 buyuruyor. Acaba çocuk sahibi olan bizler, Allah’ın bu emrini yerine getirebiliyor muyuz?
Yüce Allah:
“Ailene ve çocuklarına namazı emret, sen de ona devam et.” [33]Tâhâ, 20 / 132 buyurduğu halde, acaba ben ve çocuklarım bu emrin gereğini yapabiliyor muyuz?
İşte çocuk sahibi olan insanların endişeleri bunlar olmalıdır.
Aksi halde gençliğini yaşayamaz diye dinden, Kur’ân’dan ve ibadetlerden uzak tuttuğumuz evlatlarımız, bizim bu yanlış tutumumuzdan dolayı fuhuş cehennemine, eğlence cehennemine, içki, uyuşturucu ve kötü alışkanlıklar cehennemine ve sonunda da âhiretteki cehenneme düşerlerse biz bu vebalin altından nasıl kalkacağız, vicdan azabından ve cehennem azabından nasıl kurtulacağız?
Yüce Allah yarın bizi huzuruna alır ve şöyle derse: “Çiçeklere ve çimenlere acıyarak bahçenizin her gün sulanmasını istediniz, ama kendinizin ve gençlerinizin, İslamsız ve ibadetsiz yaşamasına, neticede solmasına, sönmesine, kurumasına seyirci kaldınız. Güneşin altında yanmasın diye bahçenize uzanan şefkatiniz, cehennemde yanmasın diye kendinize ve çocuklarınıza uzanmadı. Bahçenizin kirlenmesine, kurumasına tahammül edemediniz, hatta bazen “bahçeye bakmıyorsun, zamanında sulamıyorsun” diye bahçıvanlarınızı da azarladınız. Ama Allah’ın bir gül ve bir çiçek olarak size sunduğu evlatlarınızın günah ve haramlarla kirlenmesine, solmasına, kurumasına aldırmadınız. Benim çiçeklerimi neden kirlettiniz, kuruttunuz? Benim emanetlerime neden ihanet ettiniz, derse ve bizi azarlarsa Yüce Yaratıcı, ne cevap vereceğiz?
Biz babalar ve anaların evlatlarına karşı şefkati, merhameti haddinden fazladır. Bazen merhametimizden cehennem bile çıkabilir.
Meselâ: Uykusu bölünmesin diye çocuğumuza acır, sabah namazına kaldırmayız; zayıf düşmesin diye çocuğumuza acır, Ramazan orucunu tutturmayız. Genç yaşta namaz kılar, hacca giderse çocuğum gençliğini yaşayamaz, diyenlerimiz vardır. Gençliğini yaşasın diye her arzusunu kabul edip, bol para verip o parayı içkide, kumarda, ahlaksızlıkta tüketmesine göz yumup bir de “gençtir canım, gençliğini yaşasın” diyenlerimiz vardır.
Evlatlarımıza karşı bu şefkat, çoktan şefkat olmaktan çıkmış zulmün tâ kendisi olmuştur. Daha gençtir diye ibadetten uzaklaştırdığın, gençliğini yaşasın diyerek günahlara ittiğin çocuğunu, kötü alışkanlıkların kucağına, daha doğrusu kendi ellerinle fırına ve cehenneme atmış olmaktasın.
Allah’ın merhametinden fazla merhamet, merhamet değildir. Biz çocuklarımıza ne kadar acımış olursak olalım, Allah kadar acıyamayız. Çünkü onlar bizim evladımızsa, Allah’ın da kullarıdır. Bizim ve çocuklarımızın sahibi O’dur. O bize acıdığı için kitap göndermiş, peygamber göndermiş ve bizi birtakım ibadetlerle mükellef tutmuştur. Allah bize ve çocuklarımıza acıdığı için İslâm’ın beş esasını farz, bazı şeyleri de haram kılmıştır. Allah kadınımıza ve kızımıza acıdığı için onların örtünmesini istemiştir. Çünkü Onun emirlerine itaatta cennet, yasaklarını çiğnemekte de cehennem vardır; hem bu dünyada hem de öbür dünyada.
Anne-babalar şefkatlerini dinin kaide ve kurallarını çocuklarına telkin etmemekte değil, meselâ sabah namazına kaldırmamakta değil, aksine kaldırmakta kullanmalıdır. Bu bir. Bunun kadar önemli olan ikinci bir husus da kaldırırken olabildiğince şefkatli ve merhametli davranmalıdır. Hiddetle ve şiddetle değil, yorganı kaldırıp fırlatarak değil, vurarak inciterek değil; severek, öperek, okşayarak, kaldırmalıdır. “Güneşin doğmasına, Cennete giden trenin kalkmasına az kaldı. Çabuk olun lütfen Cennete giden treni kaçıracaksınız. Hadi yavrularım kalkın… Namaz uykudan hayırlıdır.” gibi tatlı, nazik, yumuşak ifadeler kullanarak onların kalkmalarını sağlamalıdır. Namaz şuuru, dindarlık şuuru da böyle kazandırılmalıdır. “Niçin Namaz” ve “Nasıl Namaz” “Namaza Nasıl Başlanır” adlı kitaplarımızı okutmayı başaran anne-babalar, bu zor ve sorumluluğu ağır görevi kolayca halletmiş olacaklardır.
ANNE-BABALARA BAZI PRATİK TAVSİYELER
- Anne-babalar, çocukların dünyasına girmeli ve onları anlamaya çalışmalı.
- Yapmacık ve sahte tutumlardan kaçınmalı.
- Çocuğun olumsuz davranışlarını sürekli eleştirmek yerine, onun önüne farklı ve olumlu alternatifler koymalı.
- Çocuğun kendini ifade etmesine izin vermeli.
- Çocuktan gelen iletileri doğru almalı ve sorularını anında cevaplamalı.
- Aile içi sohbetlere zaman ayırmalı, özenle seçilmiş ibret verici hikayeler, anılar anlatılmalı.
- Birlikte yemek, ibadet, dua, çalışma, gezi gibi ortak yaşantılar planlamalı.
- Çocuğun yanlışları tepkisiz bırakılmamalı, suçlamaktan kaçınarak niçin yanlış olduğu tatlı ve ikna edici bir üslupla açıklanmalı.
- Çocuğa güvenmeli, ona yetişkin gibi saygı duymalı, ama bir yetişkinden beklenen ondan beklenmemeli.
- En küçük başarıları bile takdir edilmeli, sevgi ve beğeni içte saklanmamalı, her fırsatta dile getirilmeli. Ancak gereksiz ve yersiz övgülerden sakınmalı.
- Çocuk, anne-babasını temiz, düzenli, dürüst, beş vakit namazına düşkün, Allah ve peygamber sevdalısı, şefkatli, yardım sever, okuyan, ilim yolunda, dua, zikir, fikir ve şükürle meşgul, kısaca İslâm’ı yaşayan bir Müslüman olarak bulmalı.
- Din eğitimi verirken nefret ettirici ve korkutucu olmamalı, kolaylaştırıcı ve müjdeleyici olmalı.
- Çocuğa akran ve arkadaşları değil, tarihi şahsiyetler örnek gösterilmeli. [34]bkz. Cebeci, Suat, Öğrenme ve Öğretme Süreçlerinde Dini İletişim, s.128-130
BİR ÇOCUĞUN SAĞLIKLI YETİŞMİŞ OLMASININ DELİLLERİ
- Sağlıklı yetişmiş olan çocuk: “Dünyada en yüksek hakikat, anne-babanın çocuklarına olan şefkatleri, en yüksek hak da onların haklarıdır.” [35]bkz. Nursi, Said, Mektubat, s. 239-240 Gerçeğini çok iyi kavradığı için ana-babasına hizmet ve hürmette kusur etmez. “Öfff” bile demez. Ölümlerini arzu etmek gibi bir vicdansızlığa tenezzül etmez. Çünkü onların, evde bereketin direği, rahmetin vesilesi, musibetin de def’ edicisi olduklarını bilir.
- Onların iyiliklerine ve fedakârlıklarına karşı halis hürmet ve samimi hizmetle teşekkür eder.
- Onlara güzel söz söyler, onları azarlamaz.
- Onlara karşı mütevazi ve merhametli olur,
- Onlara hayırla dua eder.
- Meşru isteklerini yerine getirir [36]Karagöz, a.g.e, s. 107
- Temiz ve düzgün yaşayarak, hayırlı işler yaparak, dua ve ibadet ederek ana-babalarının amel defterlerine sevap yazdırır.
- Ergenlik çağına ermeden ölürlerse kıyamette ana-babalarına şefaatçı olur ve cennette onların kucağına oturarak onlara çocuk sevme keyfini yaşatır.
SAĞLIKLI ÇOCUK YETİŞTİRMEDE ÖRNEĞİMİZ
Her alanda olduğu gibi sağlıklı çocuk yetiştirmede de örneğimiz: Hz. Peygamber olmalıdır. Çünkü Yüce Yaratıcı, onda güzel bir örnek olduğunu [37]Bkz. Ahzab, 33/21 bütün insanlığa deklere etmiştir. Fiiliyatta da böyledir.
PEYGAMBERİMİZ VE ÇOCUKLAR
Hz. Aişe validemiz diyor ki: Kızı Fatıma geldiğinde Allah Rasulü, ayağa kalkarak onu karşılar, oturduğu mindere oturturlardı. Hz. Fatıma da babası geldiğinde ayağa kalkar, elini öper minderini onun altına verirdi. [38]Tirmizî, Menakıb, 61 Kızı Fatıma’nın (r.a.) başını öper, saçlarını koklar ve şöyle buyururdu: “Ben Cennet kokusu kokladım.” [39]Suyûtî, a.g.e, II, s. 399Rasulullah (s.a.v.) kızlarına son derece müsfik davranırdı. Evlenmelerinden sonra da karşılaşınca alınlarından öpmüş, [40]Münavî, Feyzü’l- Kadîr, V, s. 174 ağladıkları zaman kendi eliyle gözyaşlarını silmiştir. [41]Hâkim, Müstedrek, IV, s. 48
KIZ ÇOCUKLARINA GÖSTERİLEN İHTİMAMIN SEBEBİ
Peygamberimizin getirdiği dinde kız-erkek ayrımına yer yoktur. Çocuklar arasında eşit davranılmasını emretmiştir.[42]Müslim, Hibat, 13 Bununla beraber, kızlar ve kadınlar hakkında bazen öne çıkan hadisler vardır. Bunun sebebi, Peygamberimizin, İslâmiyet’ten önce büyük darbe alan ve paramparça olan kadın ve kızların onur ve haysiyetini kurtarmak ve onarmak istemiş olmasındandı. Mesela:
Peygamberimiz buyurmuşlardır ki:
“Kimin üç kızı olur da onlara sabrederse ve varlığından onlara giydirirse, O kızlar ona, ateşten koruyucu bir perde olurlar.” [43]Buharî, el-Edebü’l-Müfred (terc. Fikri Yavuz),I, s. 88 “Kimin üç kızı olur da onları barındırır, ihtiyaçlarını karşılar, onlara merhamet ederse, muhakkak cennet o adama vacib olur.”
Biri dedi:
-“Ya iki kızı olursa ey Allah’ın Rasulü? Peygamberimiz:
-İki kızı olan da böyledir.” [44]A.eser, I, s. 90 buyurmuşlardır.
Kız kardeşler için de durum bundan ibarettir. “Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi olur da onlara iyi muamele ederse, muhakkak cennete girer.” [45]A.e, I, s. 91 diyen Rasulullah Efendimiz, bir gün Suraka b. Cu’şum’a:
-“Sana sadakaların en büyüğünü göstereyim mi?” dedi. Suraka:
-Buyur ey Allah’ın Rasulü, deyince Peygamberimiz sorusunun cevabını şöyle açıkladı:
–(Boşanmak veya kocası ölmek suretiyle) sana dönmüş olan, senden başka geçindiricisi olmayan kızına (veya kız kardeşine harcadığın)dır.” [46]A.e, I, s. 92-93
-Ne zaman söylemiştir bu sözleri?
-Kız çocuklarının babaları tarafından diri diri toprağa gömüldüğü cahiliye devrinde söylemiştir. Kızlarını diri diri kumlara gömenler İslam’la şereflendikten sonra yaptıklarına hüngür hüngür ağlamışlardır. Rasulullah Efendimiz çocuklara beddua etmeyi yasaklamış. [47]Müslim, Birr, 87 “Küçüklerimize şefkat, büyüklerimize hürmet göstermeyen bizden değildir.” [48]Hâkim, Müstedrek ale’s-Sahihayn, I, 62; Suyûtî, a.e, II, 543 buyurmuştur. Hz. Enes (r.a.) Onun ailesine ve çocuklarına karşı insanların en şefkatlisi olduğunu söylemektedir. [49]Bkz. Buhari, Edep, 18; Müslim, Fezail, 63; Hâkim, a.e, IV, 40
SÜT EMME ÇAĞINDAKİ OĞLU İBRAHİM’İN VEFATI
Süt emme çağında olan oğlu İbrahim’in vefatı sırasında onu kucağına alıp öpmüş, ve gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Rasulullah’ı böyle+++ ağlarken gören Abdurrahman b. Avf’ın: “Siz de mi ağlıyorsunuz, ya Rasulullah?” demesi üzerine:
“Bu ağlayış, rahmet ve merhamettendir. Göz ağlar, gönül mahzun olur, fakat biz ancak Rabbimizin hoşnud olacağı şeyi söyleriz. İbrahim! Senden ayrıldığımız için gerçekten mahzunuz.” [50]Buhari, Cenaiz, 45 cevabını vermiştir.
TORUNLARINA İLGİSİ VE ŞEFKATİ
Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (r.a.) bağrına basar, öper ve onlara dua ederdi. [51]Tirmizi, Menakıb, 31 Bazen torunlarını, bazen de başka çocukları omuzunda taşırdı.
Bir gün torunu Ümame sırtında olduğu halde mescide girdi. O sırtında iken namaza durdu. Ruku’a gittiğin de onu yere bıraktı, kalkınca onu da kaldırdı. [52]Buhari, Salat, 106; Muvatta’, Sefer, 81
Yine namaz kılarken torunları Hasan ve Hüseyin (r.a.) Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sırtına çıktı. Onlar düşmesin diye secdesini uzattı. [53]Haysemî, Nureddin Ali b. Ebubekr, Mecmeu’z-Zevaid ve Menbau’l-Fevaid, 1X, s. 182 Ayağa kalkınca düşmemeleri için eliyle onları tuttu. [54]Buhari, Salat, 106; Muvatta’, Sefer, 81 Hatta hutbede iken bile minberden inerek torunu Hasanı kucakladı ve yanına aldı. [55]Buhari, Fiten, 20; Tirmizî, menakıb, 31
Uzun kılmak niyetiyle namaza durur, bir çocuk ağlaması işittiğinde de hem çocuk hem de annesi üzülmesin diye kısa keserdi. [56]Buhari, Ezan, 65 “Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının, çok olacağına alamettir.” [57]Münavî, Feyzü’l-Kadir, IV, s. 310 diyerek yaramazlıklarından dolayı çocukların dövülmemesi, hatta kızılmaması gerektiğine dikkat çekti.
Bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin peygamberimizin sırtında iken Hz. Ömer çıkageldi. Manzarayı görünce: “Ne güzel binitiniz var” dedi. Ve hemen Allah Rasulu (s.a.v): “Ya Ömer! Bu suvariler ne güzel suvariler, desek daha iyi olur.” [58]Ebu Ya’lâ’nın bu rivayeti için bkz. Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, IX, 182; Kenzü’l-Ummâl, VII, 106. buyurarak ilgiye muhtaç olanın çocuklar olduğunu ortaya koydu.
Hz. Peygamber sadece kendi torunlarına değil başka çocuklara da bu sevgi ve şefkati gösteriyordu. Hz. Peygamber bir dizine Üsameb. Zeyd’i diğer dizine de Hasan’ı oturtmuş, ikisini de bağrına basmış ve: “Ey Rabbim, bunlara merhamet et; ben de bunlara karşı merhamet etmekteyim.” şeklinde dua etmiştir. [59]Bârî, Edep, 22
Yahudilerden bir çocuk hastalanmıştı. Nebi (s.a.v.) onu ziyarete gitti. Başucunda oturdu ve ona, “Müslüman ol!” dedi. Çocuk babasına baktı. Babası, Ebu’l-Kasım’a itaat et, deyince çocuk Müslüman oldu. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v.): “Benim vasıtamla onu cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek kalktı. [60]Buhari, Cenaiz, 79; Ebu Davud, Cenaiz, 5
GENCİN KENDİSİNDEN KAYNAKLANAN PROBLEMLERİ
Buna en çarpıcı misali asr-ı saadetten vereceğim. Hz. Peygambere bir genç gelir:
– Ey Allah’ın Resulü! Bana izin ver, zina etmek istiyorum, artık dayanma gücüm kalmadı.
Herkes gencin bu cüretinden dolayı reaksiyon gösterir. Hz. Peygamber sorar:
– Senin istediğin şeyin aynısını bir başkası senin annenle, kız kardeşinle veya halanla, teyzenle yapmak isteseydi razı olur muydun? Genç:
– Hayır istemezdim ey Allah’ın Resulü! Der. Bunun üzerine Hz. Peygamber taşı gediğine koyar:
– Hiç kimse halasıyla, teyzesiyle, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez, der. Bu ikna ve irşat operasyonundan sonra Hz. Peygamber elini gencin göğsüne koyar ve şöyle dua eder: “Allah’ım! Bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu koru.” [61]Ahmet b.Hanbel, V,256-257 buyurur. Daha sonra bu genç meşru yoldan evlenir bir iffet abidesi haline gelir. [62]Devamı için bkz. Karakaş, Vehbi, Hicazlı Sevgili,222-223
Dipnotlar
| ↑1 | Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22. |
|---|---|
| ↑2 | Binbaşıoğlu, Cavit, Eğitime Giriş, s.34 |
| ↑3 | Tahrim, 66/6 |
| ↑4 | Tirmizî, Fiten, 11 |
| ↑5 | Bkz. Nur, 24/31 |
| ↑6 | Bkz. İsra, |
| ↑7 | Taciz, tecavüz, hırsızlık, kapkaççılık, uyuşturucu müptelalığı, bencillik, menfaatperestlik, müstehcenlik, zina, porno, içki, kumar, aldatma, yalan, iftira, gıybet, cinayet, şiddet ve benzeri fiiller…Her biri birer mayın ve zehirli baldır |
| ↑8 | Onlardan biri, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Namık Akpınar’dır. |
| ↑9 | Bu söz, Albert Ainstein’e isnad edilir. |
| ↑10 | hurriyetaile.com/cocuk/cocuk-sagligi/saglikli-cocuk-yetistirmenin-9-yolu_14941.html |
| ↑11 | Hz. Peygamber: “Allah’tan af ve afiyet isteyiniz.” “Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır.” “Allahım senden sıhhat, afiyet ve güzel ahlak istiyorum.” burmuştur. |
| ↑12 | Bkz. A’raf, 7/23 |
| ↑13 | Yukardaki ifadelerin sahibi olan baba, bu makalenin yazarıdır. |
| ↑14 | Tahrim, 66 / 6 |
| ↑15 | Suyûtî, Celalüddin, el-Camiu’s-Sağîr, II, s. 575 |
| ↑16 | A.e, s.575 |
| ↑17 | Müslim, Kader, 25 |
| ↑18 | Safa, a.g.e, II, s. 353 |
| ↑19 | İbrahim, 14/41)
Peygamberimiz buyurmuşlardır ki: “İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Ancak şu üç insanın sevap defteri kapanmaz:
|
| ↑20 | Ahzab, 33/66-68 |
| ↑21 | Buharî, Nikâh 67; Müslim, Nikâh, 116; Tirmizî, Nikâh 8; Ebû Davud, Nikâh, 45; İbn-i Mace, Nikâh, 27; Darimî, Ebû Muhammed Abdullah İbn-i Abdirrahman (v.255), Sünen, Kahire 1969, 2/69 |
| ↑22 | Canan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, s. 16 |
| ↑23 | Buckley, Silma, Pırlanta Tavsiyeler, s. 9-10, İst. 1992 |
| ↑24 | A.e, s. 16 |
| ↑25 | Bayraktar, M. F., a.g.m, 127 |
| ↑26 | Bayraktar, M. F., a.g.m, 128 |
| ↑27 | Cebeci, a.e,101 |
| ↑28 | Mülk, |
| ↑29 | Geniş bilgi için bkz. KARAKAŞ, Vehbi, Nasıl Bir Din Eğitimi, Hayat Yayınları, 2012 |
| ↑30 | Gaşiye, 88 / 21-22 |
| ↑31 | Kasas, 28 / 56 |
| ↑32 | Tahrim, 66 / 6 |
| ↑33 | Tâhâ, 20 / 132 |
| ↑34 | bkz. Cebeci, Suat, Öğrenme ve Öğretme Süreçlerinde Dini İletişim, s.128-130 |
| ↑35 | bkz. Nursi, Said, Mektubat, s. 239-240 |
| ↑36 | Karagöz, a.g.e, s. 107 |
| ↑37 | Bkz. Ahzab, 33/21 |
| ↑38 | Tirmizî, Menakıb, 61 |
| ↑39 | Suyûtî, a.g.e, II, s. 399 |
| ↑40 | Münavî, Feyzü’l- Kadîr, V, s. 174 |
| ↑41 | Hâkim, Müstedrek, IV, s. 48 |
| ↑42 | Müslim, Hibat, 13 |
| ↑43 | Buharî, el-Edebü’l-Müfred (terc. Fikri Yavuz),I, s. 88 |
| ↑44 | A.eser, I, s. 90 |
| ↑45 | A.e, I, s. 91 |
| ↑46 | A.e, I, s. 92-93 |
| ↑47 | Müslim, Birr, 87 |
| ↑48 | Hâkim, Müstedrek ale’s-Sahihayn, I, 62; Suyûtî, a.e, II, 543 |
| ↑49 | Bkz. Buhari, Edep, 18; Müslim, Fezail, 63; Hâkim, a.e, IV, 40 |
| ↑50 | Buhari, Cenaiz, 45 |
| ↑51 | Tirmizi, Menakıb, 31 |
| ↑52, ↑54 | Buhari, Salat, 106; Muvatta’, Sefer, 81 |
| ↑53 | Haysemî, Nureddin Ali b. Ebubekr, Mecmeu’z-Zevaid ve Menbau’l-Fevaid, 1X, s. 182 |
| ↑55 | Buhari, Fiten, 20; Tirmizî, menakıb, 31 |
| ↑56 | Buhari, Ezan, 65 |
| ↑57 | Münavî, Feyzü’l-Kadir, IV, s. 310 |
| ↑58 | Ebu Ya’lâ’nın bu rivayeti için bkz. Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, IX, 182; Kenzü’l-Ummâl, VII, 106. |
| ↑59 | Bârî, Edep, 22 |
| ↑60 | Buhari, Cenaiz, 79; Ebu Davud, Cenaiz, 5 |
| ↑61 | Ahmet b.Hanbel, V,256-257 |
| ↑62 | Devamı için bkz. Karakaş, Vehbi, Hicazlı Sevgili,222-223 |