UMREDE TEPEDEN TIRNAĞA ÖRTÜLÜ SAHNEDE TEPEDEN TIRNAĞA AÇIK!

A crowded scene of pilgrims gathering at the Kaaba, Mecca during the night.
Okuma süresi: 3 dakika

UMREDE TEPEDEN TIRNAĞA ÖRTÜLÜ SAHNEDE TEPEDEN TIRNAĞA AÇIK!

Umrede tepeden tırnağa örtülü, sahnede tepeden tırnağa açık! Bu nasıl bir Müslümanlıktır? Allah aşkına bana bir söyler misiniz?

Bir televizyon kanalında her gün program yapan bir türkücü programlarında zaman zaman din hocalarını dahi ağırlıyor, ihlaslı bir şekilde pür dikkat onları dinliyor, o programlardan aldığı coşkudan mı neden bilmem  eşiyle kalkıp umreye gidiyorlar. Her ikisi de Kâbe’nin karşısında son derece müeddep, beyefendi ihramlı, eşi hanımefendi de tepeden tırnağa örtülü. Umreden sonra dönüp Türkiye’ye geliyorlar. Aynı kadın, hangi açıdan ödülü hak etmişse bilmem bir televizyonda ödülünü alması için sahneye davet ediliyor. Sahneye çıkan kadın sanki umreden dönen kadın değil. Transparan kıyafetler içinde tepeden tırnağa açık. Müstehcen mi müstehcen. Son derece örtülü kadın gitmiş, sanki Madonna gelmiş.

Bu demek oluyor ki “Kâbe’de hacılar hu der Allah” ilahisine 7 den 70 e tempo tutmak yeterli olmuyor. Gidiyor insanlar Kâbe’de Allah diyor, Allah’ın emrine boyun eğiyor, Kâbe’den ayrıldıktan sonra geliyor şeytan diyor, şeytanın emrine uyuyor, soyunuyor sahneye çıkıyor. Vehbi hoca o kadar: “Herkes Kâbe’de Allah der, önemli olan Kâbenin dışında, her yerde Allah demektir” desin ki kimin umurunda, kim okur, kim dinler?

Soruyorum sevgili okurlarım Müslümanlık bu mu? Bu nasıl bir Müslümanlıktır Allah aşkına? Her insan hata eder, ama en büyük hata, en büyük günah günahı genelleştirmektir. En büyük günah, günahların genelleştirilmesi ve günahın normal görülmesi ve kimsenin o günaha gıkını çıkarmamasıdır.

Bir de günahları genelleştiren bu insanlara devletin kanalları tahsis edilmiş. O kanallarda işlenen her günahtan bir pay da o kanalları o insanlara tahsis edenlerin defterine yazılmaktadır. Mahşer gününde bu defterler ve günahlar bu insanların önüne konulacak ve bunların hesabı sorulacaktır. Bilmem ki “önce ahlak ve maneviyat” ekolünden gelenlerin bu gerçekten haberleri var mı?

-Kâbe’nin karşısında neden örtündün? Türbeyi ziyaret ederken, camiye girerken neden örtünüyorsunuz, diye bir soru sorsanız, herkesin cevabı hazırdır:

-Allah var hocam, Allah görüyor. Bu cevaba bizim de cevabımız hazır:

-Kâbenin dışında, türbenin dışında, caminin dışıda Alllah yok mu, Allah görmüyor mu? Var ve görüyor. Allah her yerden, herkesi her an görüyor. Öyleyse bu müstehcenliğin ve hayasızlığın anlamı nedir? Ya siz böyle bir Allah’ın varlığına inanmıyorsunuz, inanmıyorsanız umrede ne işiniz var, orada örtünmeye neden ihtiyaç duyuyorsunuz, ya da inanıyorsanız bile bile neden Allah’ın yasakladığı bu müstehcenliğe tenezzül ediyorsunuz? Bu tutumunuzla öyle bir cinayet, öyle bir günah işliyorsunuz ki sizin günahınıza kimse yetişemez. Sizin bu haliniz alenen Allah’a meydan okumaktır, Allah’ın istediği gibi Müslüman olmak değil nefsin ve şeytanın istediği gibi Müslüman olmaktır. Bu Allah’a isyandır, baş kaldırıdır, inanan insanların inancına saygısızlıktır, onlarla dalga geçmektir, milyonlarca yeni yetişen nesle kötü örnek olmaktır. Seni umrede örtülü, bu günde müstehcen kıyafetler içinde gören milyonlarca insanı, genç kızı baştan çıkarma, günaha sokma gayretidir. Bu kadar insan sayısınca günahı omuzlamaktır. Size bakan bir günah işlemiş olsa da siz size bakanların sayısınca günah işlemiş oluyorsunuz. Ayıptır, yazıktır, günahtır. Madem milyonlarca gözün önünde bu günahları işliyorsunuz, milyonlarca gözün önünde tevbe etmeniz gerekmektedir. Yoksa iflah olamazsınız, ne dünyada ne de ahirette. İki dünyanızı da cehennem edersiniz. Benden söylemesi.

İslâmiyet, Allah’ın kemale erdirdiği, eksiksiz hale getirdiği bir dindir. O dejenere olmuş bir jenerasyonu kemale erdirmek için Allah’ın gönderdiği bir sistemdir. O dinin yeryüzünde öğretmeni de Allah’ın eğittiği ve son peygamber olarak görevlendirdiği Hz. Muhammed’dir (sav). Ona uyan dejenerasyondan kurtulacak, cennete layık hale gelecek, uymayan da ona değil, kendine zarar verecek cehenneme müstehak hale gelecektir.

Adı geçen makalemde demiştim: Müslümanlık sadece Kâbe’de “Hu” demek değildir, her yerde ve her zaman “Hu” demektir. Önemli olan şamatalı bir müzik eşliğinde koşmak ve coşmaktan çok, önemli olan kâinattaki zerrelerin ve kürelerin sessiz yürüyüşlerindeki “Hu” deyişlerini duymak, onlarla beraber koşmak ve coşmaktır. Nerde, ne zaman? Her yerde, her zaman. Çünkü kâinatın tamamı bir mescid, bir mâbed. Her şey bu mescidde sessiz, sedasız namazda, zikirde ve “hu” demektedir..

Görmüyor musunuz bedeninizdeki zerreler ve hücreler, kâinattaki güneş sistemi ve etrafındaki gezegenler, galaksiler ve galaksilerin içindeki milyarlarca yıldızlar hep aynı şekilde boyun eğmiş, büyük bir coşkuyla görevlerini yapmaktadırlar. Yani sessiz bir şekilde ibadet etmektedirler. Hem de birbirlerini incitmeden, haddini, hududunu aşmadan. Bunları koşturan ve coşturan, Allah aşk ve sevdasından başka bir şey değil. İnsan ya bunlar gibi samimi ve riyasız olacak ya da sahnelerden çekilecektir. İhlas olmazsa yapılan ibadet riya olur. Riya da şirktir. Şirk de en büyük zulümdür.[1] Yapılan işler mukaddes duygu ve düşünceleri istismara yönelik olmamalı, şöhret ve para kazanmaya ise hiç alet edilmemelidir. Müslüman her yerde Müslüman gibi olmalı, Müslüman gibi durmalıdır. İki yüzlüler, iki halliler Allah katında tek yüzlü ve tek halli muamelesi görmeyeceklerdir. Benden söylemesi. Saygıdeğer okurlarıma selam ve sevgiler.

Eğitimci İlahiyatçı Yazar Dr. Vehbi Karakaş