UYANMAK VE İNANMAK İÇİN İLLA DA KANSER OLMAK VEYA ÖLMEK Mİ GEREK?
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Ömrünü günahlar içinde geçiren, en sonunda kansere yakalanan birinin sosyal medyada bir ifadesine rastladım. Diyordu ki: “Bu hastalıktan kurtulursam umreye gideceğim, tevbe edip eski günahkâr hayatıma bir daha dönmeyeceğim.” Bu söz ve bu karar beni hayli sevindirmişti. Lakin çok geçmeden aldığım bir haber, bu sefer de beni derinden üzdü. Çünkü bu kişi, söylediğini gerçekleştirmeye zaman bulamadan vefat edip ahirete irtihal eyledi. Beni sevindiren ve üzen bu haber, bu yazıyı kaleme almama sebep oldu.
Kendimi de muhataplarımın içine katarak şunları söyledim: Ah be insanoğulları! Uyanmak ve inanmak için neden son günü beklersiniz? Uyanmak ve tevbe etmek için illa da amansız bir hastalığa yakalanmak ve dönüşü olmayan bir yola girmek mi gerekir? Halbuki şimdiye kadar nice uyarılar aldınız. Ama bunların hiçbirini dikkate almadınız? Allah’ın gönderdiği dinlerin sonuncusu İslâmiyet bir uyarı değil midir? Allah’ın gönderdiği kitapların sonuncusu Kur’an bir uyarı değil midir? Bunları bize anlatması, yaşayarak göstermesi için Allah’ın görevlendirdiği son peygamber Hz. Muhammed (sav) bir uyarı değil midir? Beş vakit okunan ezanlar bir çağrı, bir uyarı değil midir? Her gün, her taraftan gelen kaza, hastalık ve vefat haberleri bir uyarı değil midir? Şu anda arz ettiğim bu ve benzeri yazılar bir uyarı değil midir? Yanlış ve yamuk yaşayan bir kısım Müslümanları bahane ederek neden İslamiyet’e, Kur’an’a ve alemlere rahmet gönderilmiş bir peygambere küser de cennetin kapılarını kendinize kapatırsınız?
Ah be insanoğulları! Her an tevbe edip dönmek, Allah’ın yoluna girmek, beş vakit namazı kılmak, muhtaçların imdadına koşmak mümkünken, her zaman ve her yerde günahları sildirme imkânını Allah herkese vermişken neden Kâbe’ye gitmeyi beklersiniz? Ya oraya gitmeden ölüm gelirse ki geliyor o zaman bu kaybı ne ile telafi edeceksiniz?
Güç zehirlenmesi belasına mübtela olan ve kendisini hâşâ Allah makamına koyan Firavun, Hz. Musa (as) ve ona inananları kovalarken Hz. Musa’nın mucizesi olarak denizden yolların açıldığını gördü. O da o yollara giriverdi. Denizin ortasında iken birden sular kavuşmaya ve yollar kapanmaya başladı. Tam bu sırada Firavun, denizde kesinkes boğulacağını anlayınca tevbe etmeye yöneldi. Ne yazık ki tevbesi işe yaramadı, sulara gömüldü, oradan da bir ateş deryası olan cehenneme akıp gitti. Allah bu olayı şöyle özetliyor:
وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي إِسْرَٓاء۪يلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًاۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓاء۪يلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ
Denizden yollar açarak İsrâiloğulları’nı karşıya geçirdik; Firavun ve askerleri de, zulmetmek ve saldırmak için hemen onların peşine düştü. Nihâyet tam boğulacağı zaman Firavun: “(Ben de Hz. Musa ve kavminin inandığı Allah’a inandım; artık ben de Müslümanlardanım” dedi. (Dedi, ama bu dönüşü hüsn-ü kabul görmedi ve kendisine şöyle denildi):
آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ
“Şimdi mi aklın başına geldi? Halbuki sen, daha önce Allah’a karşı gelmiştin ve işi gücü bozgunculuk olanlardan biriydin.” [1]Yunus, 10/90-91
İşte böyle efendim, tevbeyi son anlara bırakanın hali bu. Bu tip kimselere ölüm gelince, hem şu güzel dünyanın, hem de dünyadan tahmin edilemeyecek derecede üstün olan ebedî cennetin kapıları kapanıyor. İki dünya elden gittikten sonra uyanmanın ne anlamı kalır? Yine Kur’an’ın bildirdiğine göre bir kısım insanlar Cehennemde şöyle diyecekler: “Keşke (dünyada iken)uyarıları dinleseydik, aklımızı çalıştırsaydık da şu cehennemliklerin arasına düşmeseydik.” [2]Mülk, 67/10 Oraya düştükten sonra böyle bir pişmanlığın ve uyanmanın kime, ne faydası olur? Kur’an diyor: “Ey akıl sahipleri ibret alın! [3]Haşir, 59/2