BUGÜN BİZİM MAHALLENİN İNSANLARINA SESLENECEĞİM!
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Sevgili kardeşlerim, ben de dahil bir Müslüman olarak sizin göreviniz, karşı mahallenin (karşı inançların) insanlarına sövmek değil, onları rezil edip yerin dibine sokmak değil, bir Müslüman olarak sizin göreviniz onlara güzel ahlakınızı, erdeminizi, şefkatinizi, adaletinizi, hukukunuzu, dürüstlüğünüzü göstererek onları kazanmak ve kendi mahallenize katmaktır. Bu tavır ve bu tarz, Allah’ın emri, Sevgili Peygamberimizin de ahlakı ve sünnetidir.
“Dinde zorlama yoktur” [1]Bakara, 2/256 buyuruyor Allah. Ve Peygamberine: “Sen onların üzerinde bir zorba, bir diktatör değilsin.” [2]Ğaşiye, 88/22 buyuruyor Allah. Bir kavme düşmanlığınız, sizi onlar hakkında adaletsiz davranmaya sürüklemesin, buyuruyor Allah. İşte ayet:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِؗ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواؕ اِعْدِلُواࣞ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىؗ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ve adaleti ayakta tutun. Adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun. Bu, takvaya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” [3]Maide, 5/8
Müslümanlar olarak biz, eğer hep beraber bu ayetin gereğini yapsak, bizim gibi inanmayanlara dahi adil davransak, haklarını gözetsek karşı mahalle diye bir şey kalmaz. Herkes size hayran olur, herkes sizin yolunuza ve dininize girer, düşmanlarınız dost oluverir. İşte bu söylediklerimi onaylayan ayetlerden biri de şu:
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُؕ اِدْفَعْ بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذٖي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَمٖيمٌ
وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذٖينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş! Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak (fazilette, tatlı dil ve güler yüzde) büyük pay sahibi olanlar ulaşabilir.” [4]Fussılet, 41 /34-35
Hal böyle iken neden Allah’ın emri olan bu yolu, bu davranışı göstermiyoruz da
dövüşten, kavgadan, çatışmadan yana bir yol seçiyoruz? Bizim peygamberimiz savaştan yana değil, barıştan yana bir peygamberdir. Savaşları, saldırı savaşı değil, savunma savaşlarıdır. O, mecbur kalmadıkça taş atanlara hep gül atmıştır. O öldürmek için değil, yaşatmak için gelmiş bir peygamberdir. Baş düşmanı münafıkları bile isim isim bildiği halde teşhir edip te öldürülmelerini istememiştir. İnanmayanlar, “Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor” düşüncesine kapılmasın diye. “Bizim peygamberimiz, aç varken tok yatmamıştır. Kendin için istediğini başkaları için de istemedikçe mümin olamazsın, demiştir. Müslüman, eliyle, diliyle başkalarını incitmeyen insandır, demiştir.
Peygamberimizin bu güzel ahlakıyla ahlaklanmak dururken, o güzel üslubuyla hitap etmek dururken, “kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” [5]Buhari, İlim, 11; Müslim, Cihad, 8. sözleri ortada iken ne zorumuz var ki bu tatlı üsluba ve bu güzel ahlaka aykırı yol ve yöntemleri tercih ediyoruz.
Bir Müslüman olarak ben, kin ve nefreti körükleyen ve düşman çoğaltan söylem ve davranışlardan çok rahatsız oluyorum. İstiyorum ki Müslümanlar, karşı inanç mensuplarına içi boş bir İslam kisvesi ile değil, güzel ahlakları ve adil hukuklarıyla, hoşgörü ve şefkatleriyle, doğruluk ve dürüstlükleriyle görünsünler ve İslâm’ın güzel çehresini göstersinler.
Karşı inançların insanları, sizin değerlerinize saldırsa, bu saldırılara cevabınız da Müslümanca ve peygamber ahlakına yakışır tarzda olmalıdır. Çünkü onların elinde İslamiyet gibi Allah kaynaklı hak bir din yok. İslamiyet gibi adil bir nizam yok. Onların önünde örnek alacakları güzel ahlaklı Muhammed Mustafa (sav) gibi bir peygamber yok.
Senin kitabın, “Kötülüğü iyilikle sav. Bir de bakarsın düşmanın dost oluvermiş” derken, sen nasıl kötülüğü kötülükle savmaya kalkarsın?
Kimden gelirse gelsin yalandan, talandan, iftiradan, dövüşten, kavgadan usandık. Savaş değil, barış istiyoruz, gerilim ve gerginlik değil, hoşgörü istiyoruz. Çok önemli bir ayetle yazımı noktalamak istiyorum:
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
“Ey iman edenler! Siz önce kendinize bakın kendinize. Siz doğru olur, doğru yolda yürürseniz sapıkların sapıklığı size zarar vermez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve yapmakta olduğunuz her şeyi o zaman Allah size bildirecektir.” [6]Mâide, 5/105
Kendi nefsini ıslah etmeyen, doğru ve adil olmayan, karşı mahallenin mensuplarından düzgünlük ve dürüstlük, hak ve adalet beklerse haksızlık etmiş olur, inandırıcı olmaz. İnanmayanları kazanmak şöyle dursun birçok insanın ve gencin İslamiyet’ten ve imandan kaçmasına sebep olur. Hiçbir Müslümanın İslamiyet’e ve imana bu kötülüğü yapma hakkı yoktur. Bu kötülüğü yapan ilahî gazaptan ve azaptan kurtulamaz. Allah bu akıbetten hepimizi korusun.