İNSANI ŞİRKTEN, İNKÂRDAN, KİBİRDEN VE CEHENNEMDEN KORUYAN BİR YAZI.
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Bir program vesilesiyle bulunduğum Kuzuluk kaplıcasında bazı kimselerin şu sözlerine şahit oldum: “Adama bak yahu ne işler başarmış, kaplıca suyunun çevresinde ne tesisler kurmuş.”
Bu durum benim gayretime dokundu ve bana şu sözü söyletti: Başarıları kişilere bağlamak o kişilere en büyük kötülük, bağlayanlar için de en büyük günahtır.Aman Allah’ım, dedim, işçiler anılıyor, övülüyor da iş veren kimsenin aklına gelmiyor. İşçiler, başta insanlar olmak üzere bütün varlıklar, iş veren de Allah.
Hemen müdahele ettim: Bu ve benzeri işleri yapanı ve yapanları, çalışkanlıklarından dolayı takdir edebilirsiniz, kendilerine teşekkür de edebilirsiniz, -ben de takdir ediyorum, ben de teşekkür ediyorum- ama bu başarıyı onlara bağlayamazsınız. Çünkü başarının asıl sahibi Allah’tır. Bitip-tükenmek bilmeyen suları ve kaplıca suyunu yerin dibine Allah depolamamış olsaydı, onu bulacak, çıkaracak, etrafında tesisler kuracak aklı ve imkânı Allah insana vermeseydi bu ürünler ve bu tesisler meydana gelebilir miydi? “Adama bak yahu neler yaptı neler” gibi sözler, hem söyleyene zarar verir, çünkü Allah’ın başarı ve yardımını bir adama bağlamış olur hem de bu tarz söylemler methedilen şahsı böbürlendirir, gurur ve kibre götürür. Gurur ve kibir de insanı cennetten mahrum bırakır, cehennemin dibine atar. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) buyurmuş:
“لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِى قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ” قَالَ رَجُلٌ: إِنَّ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَنْ يَكُونَ ثَوْبُهُ حَسَنًا وَنَعْلُهُ حَسَنَةً. قَالَ: “إِنَّ اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ، الْكِبْر:ُ بَطَرُ الْحَقِّ وَغَمْطُ النَّاسِ.”
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” Bunu duyan bir adam, “Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince, Allah Resûlü, “Allah güzeldir, güzelliği sever. (Bu kibir değil.) Kibir, hakikati inkâr etmek (iyilik ve güzelliklerin sahibinin ve kaynağının Allah olduğunu itiraf etmemek) ve insanları küçük görmektir.” [1]Müslim, İman, 147
Soruyorum:
-Neden en mükemmel bir ürün olan ve içinde şifa bulunan balı yapan şu arıları tebrik ve onlara teşekkür etmek hiç kimsenin aklına gelmez? Neden? Neden süt verdiklerinden dolayı ineklere, ısı ve ışık verdiğinden dolayı güneşe teşekkür etmek, kimsenin aklına gelmez?
-Çünkü herkes biliyor ki bu iş arıların, ineklerin ve güneşin işi değil. Çünkü herkes biliyor ki bu varlıklar işçi. Onlar aklı olmayan varlıklar. Onlar tebrikten, takdirden ve teşekkürden anlamazlar. Onlar görevlerini yaparlar ama ne yaptıklarını bilmezler. Onlar saat gibidirler. Saat, vakitleri bildirir ama, kendisi ne yaptığını bilmez. Saati nasıl bir usta yapmış ve kurmuşsa, bütün varlıkları da belli işler için biri yapmıştır ki o da Allah’tır. Allah olmasaydı hâşâ ne arı olurdu ne de bal. Canlı-cansız, akıllı-akılsız hiçbir varlık Allah’ın izni olmadan adım atamaz ve nefes alamaz. Yani herkes ve her şey varlığını, elindeki maharet ve hünerini Allah’a borçludur. Dolayısıyla herkes ve her şey, tebrikini, takdirini ve teşekkürünü Allah’a sunmalıdır.
Ondan sonra da hangi nimetler, hangi ad ve hangi ellerle bizlere geldiyse onlara da teşekkür ederiz. Çünkü hadislerden öğreniyoruz ki: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükür etmiş olmaz.” [2]Ahmet b. Hanbel, Müsned, 2/258 “Yaratılmışı severiz, Yaradan’dan ötürü.” Yaradan’ı hesaba katmadan yaratılanı sevmek, başa beladır. Allah’ın lütfunu, ikramını, ihsanını, nimetini, başarısını mahluka bağlamak şirktir, küfürdür, inkârdır, cehennemdir. Allah hepimizi nankörlükten, inkârdan, gurur ve kibirden korusun.
Bir insan tembel tembel otursa, acından ölse veya bir insan bir imza ile birçok masumun eza ve ceza görmesine, cinayete kurban gitmesine sebep olsa veya bir insan elinde etki ve yetki varken ahlaksızlıklara ve şiddete engel olmazsa bu kötülüklerin hesabı o kötülükleri yapanlardan veya sebep olanlardan sorulur ve cezası verilir. Çünkü Allah’ın verdiği iradeyi ve aklı, etkiyi ve yetkiyi yanlış kullanmıştır. Fakat; insanın ortaya koyduğu güzellikler, iyilikler ve güzel eserler insana mal edilemez, o da bu işler benim marifet ve hünerimdir, diyemez. Bu güzel işleri bana yaptıran Allah’tır, ben ancak Onun malzemesiyle, Onun verdiği kuvvet ve kudretle bunları yapıyorum, diyebilir. İradesini ve kendisine verilen araç ve gereçleri iyilikten yana kullandığı için ayrıca, cennetle de mükâfatlandırılır.
Ama bir insan başarısızlıkları, işlediği günahları ve yaptığı haksızlıkları için “bunları bana Allah yaptırıyor”, diyemez. Kendi yanlışlarının sorumlusu olarak hâşâ Allah’ı gösteremez. Böyle diyenden de Allah razı olmaz. Çünkü bu söylem Allah’ın şu sözüne aykırıdır. Allah buyuruyor ki: “İyilik ve güzellik adına sana ne geldi ise onlar Allah’tandır, kötülük ve çirkinlik adına sana ne gelip çattıysa onlar da senin kendindendir.” [3]Nisa, 4/79 Çünkü iradeni ve kabiliyetini Allah’tan yana kullanmamışsındır. Yani seni gelip bulan belalar da Allah’tandır, ama yanlışlarınla, zulümlerinle onlara davetiye çıkaran sen olmuşsundur. Dolayısıyla bu yanlışının hesabını verecek olan da yine sen olacaksın. [4]Bkz. Nis, 4/78