İSLÂMİYET MÜSLÜMANLARDAN GEÇİCİ HEYECAN DEĞİL, KESİNTİSİZ İTTİBA, AŞK VE HİZMET İSTİYOR

A night scene of pilgrims performing Tawaf around the illuminated Kaaba in Mecca.
Okuma süresi: 3 dakika

İSLÂMİYET MÜSLÜMANLARDAN GEÇİCİ HEYECAN DEĞİL, KESİNTİSİZ İTTİBA, AŞK VE HİZMET İSTİYOR

Dr. Vehbi KARAKAŞ

Umrede bir din alimine sormuşlar:

-Hocam, bu mukaddes mekânlarda herkeste görülen taşkın heyecanı sizde göremedik. Neden? Bunun bir sebebi, hikmeti var mı?

O din aliminin cevabı şu olmuş:

-Bir hadis hatırlıyorum: “Amellerin Allah’a en sevimli olanı az da olsa devamlı olandır.” [1]Müslim, Müsafiriîn, 218 Benim halim, bu hadiste anlatılana benzemektedir. Ben o heyecanları sadece Kâbe’yi ve Ravza’yı gördüğüm zaman yaşamıyorum. Ben o heyecanları her gün, her yerde yaşıyorum. Kâbe’yi ve Ravza’yı görünce ağlamıyorum, her yerde Kâbe’yi görüyor ve Müslümanların acınacak hallerine ağlıyorum. Ben sadece Kâbe’yi ve Ravza’yı görünce heyecanlanmıyorum; her beş vakit namazda o heyecanları yaşıyorum. Çünkü ben her yerde, her namazda Kâbe’de ve Ravza’dayım. Namaza dururken, Sübhaneke’yi ve Fatiha’yı okurken alemlerin Rabbi Allah’ı görür gibi duruyorum. Hamd ü senalarımı Ona takdim ediyorum. Yalnız Ona ibadet ettiğimi, dosdoğru yolda yaşamak, şerlilerin şerrinden korunmak için yalnız O’ndan yardım istediğimi Ona arz ediyorum. Her gün beş vakit namazda Tahiyyatı okuyorum. Onu okurken ben Allah ve Rasûlü ile görüşüyor ve selamlaşıyorum. Tahiyyatta önce Allah Teala’ya, sonra Onun Rasulüne selam veriyorum.

Uzakta ve yakında, her gün, her yerde Allah’la ve Rasulüyle beraber olduğunu hisseden bir insan, hiç Kâbe’yi ve Ravza’yı gördüğünde, aç bir insanın yemeğe hücum etmesi gibi bir hareketle Kâbe’ye ve Ravza’ya başkalarını incitecek bir davranışla hareket eder mi? Uzaklarda ve tenhalarda Allah aşk ve sevdasıyla göz yaşı döken, Allah aşk ve sevdasıyla tüten bir insan, hiç, Kâbe’de ve Ravza’da birkaç günlük, birkaç dakikalık sevdalar ve aşklarla yetinir mi? Onun aşkı Kâbe’ye değil, Kâbe’nin Rabbi Allah Teala’yadır. Ravza’ya değil, Ravza’nın sultanı Muhammed Mustafa’yadır (sav). Bu aşkı yaşamak için zaman ve mekân aranmaz. Müslüman, her an, her yerde o aşk ve sevda ile yanan, kimi zaman sesli, kimi zaman sessiz kavrulan insandır. Değilse böyle olmalıdır. Böyle olmazsa günümüzde olduğu gibi Hacerü’l-Esved’i öpeceğim diye herkes birbirini kırar geçirir. Hacerü’l-Esved’i her gün kimi zaman hakikaten, kimi zamanda hayalen görenin ve öpenin bu hale ihtiyacı olur mu? İslamiyet, belli mekânlar ve belli zamanlara hapsolacak bir din değil, o, her zaman ve her mekânda yaşanacak bir dindir. Ona olan aşk da heyecan da böyledir.

Yine bu zat diyor ki: Müslümanlar “Kabede hacılar “hu” der Allah”….. ilahisi ile koşmaya ve coşmaya başladılar. Halbuki önemli olan sadece Kâbe’de “Hu” demek değil, her yerde ve her zaman “Hu” demektir. Önemli olan bu ilahinin ritmiyle koşmak ve coşmak değil, önemli olan kâinattaki zerrelerin ve kürelerin sessiz yürüyüşlerindeki “Hu” deyişlerini duymak, onlarla beraber koşmak ve coşmaktır. Nerde, ne zaman? Her yerde, her zaman. Çünkü kâinatın tamamı bir mescid, bir mâbed. Her şey bu mescidde cûş-u huruşla zikir ve ibadet halinde.

Görmüyor musunuz bedeninizdeki zerreler ve hücreler, kâinattaki güneş sistemi ve etrafındaki gezegenler, galaksiler ve galaksilerin içindeki milyarlarca yıldızlar hep aynı şekilde boyun eğmiş cûş-u huruşla görevlerini yapmaktalar, yani sessiz bir şekilde ibadet etmektedirler. Hem de birbirlerini incitmeden, haddini, hududunu aşmadan. Bunları koşturan ve coşturan Allah aşk ve sevdasından başka bir şey değil. İnsan ya bunlar gibi samimi ve riyasız olacak ya da sahnelerden çekilecektir. İhlas olmazsa yapılan ibadet riya olur. Riya da şirktir. Şirk de en büyük zulümdür. [2]Lokman, 31/13 Yapılan işler mukaddes duygu ve düşünceleri istismara yönelik olmamalı, şöhret ve para kazanmaya ise hiç alet edilmemelidir.

Yine bu alim zat diyor ki: Kabe’yi ve Ravza’yı görenlerin bir den ortaya çıkan heyecan ve hareketlerini, feveran ve feryatlarını, depremin hareketine benzetiyorum. Bu hareket bazen zarara da sebep olabiliyor. Halbuki asıl şaşılacak şey dünyanın her an devam eden intizamlı ve düzenli hareketidir. İşte Müslüman’ın coşkusu, aşkı, heyecanı dünyanın ve bütün gezegenlerin bu intizamlı, sessiz hareketi kabilinden olmalıdır.

-Hocam Kâbe’yi görünce de mi insanlar coşmasın?

-Coşsunlar coşsunlar da böyle bir sessiz coşkunun, intizamlı ve devamlı aşkın ve sevdanın olduğunu da unutmasınlar. Bu harekete ve ibadete kendisini alıştıranın bağırıp çağırmaya ihtiyacı kalmaz. Her insandan, her Müslümandan beklenen de budur.

Özetleyecek olursak: Asıl marifet kâinatın tamamını bir mescit görmek, o mesciddeki her varlığın Allah’ı zikreden bir zakir olduğunun farkına varmak, onlara arkadaş olup onlarla beraber her an Allah’ı anmak, birilerinin görmediği yerlerde de Onun sevdasıyla göz yaşı dökmektir. Biliyorsunuz hiçbir gölgenin olmadığı mahşer gününde arşın gölgesine (Allah’ın koruması altına) alınacak yedi sınıf insandan biri de tenhalarda, kimseciklerin görmedikleri yerlerde Allah aşk ve sevdasıyla göz yaşı dökenlerdir. [3]Hadisin tamamı şöyle) İsterseniz gelin, bu makaleyi, bu hadisin tamamını hatırlayarak sonlandıralım. Ebu Hüreyre (ra) rivayet ediyor. Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

« سبْعَةٌ يُظِلُّهُم اللَّه في ظِلِّهِ يَوْمَ لا ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ : إِمامٌ عادِلٌ ، وَشَابٌ نَشَأَ في عِبَادَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجلَّ ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مَعلَّقٌ بِالمَسَاجِدِ ورَجُلان تَحَابَّا في اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ ، وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ ، ورَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ ، فقال : إِنِّي أَخافُ اللَّه ، وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بصَدَقَةٍ ، فَأَخْفَاهَا حَتَّى لا تَعْلَمَ شِمَالُهُ ما تُنْفِقُ يَمِينُهُ ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِياً فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ »

Anlamı şu:

“Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Allah Teala, yedi (sınıf) insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:

– Adaletli devlet başkanını,
– Allah’a ibadette gelişip büyüyen genci,
– Kalbi mescitlere bağlı Müslümanı,
– Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insanı,
– Güzel ve mevki sahibi bir kadının (veya mevki sahibi bir erkeğin) beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım.” Diyerek bu ahlaksızlığa tenezzül etmeyen insanı,
– Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren (gösterişten uzak) kimseyi,
– Tenhada Allah’ı anıp göz yaşı döken kişiyi.”
[4]Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekât 91.

Allah Tela hepimizi arşının gölgesine aldıklarından eylesin değerli okurlarım, kardeşlerim, canlarım. Selam ve sevgilerimle.


Dipnotlar

Dipnotlar
1 Müslim, Müsafiriîn, 218
2 Lokman, 31/13
3 Hadisin tamamı şöyle
4 Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekât 91.

Diğer Makaleler