İLAHİYAT VE DİYANET KİMLİKLİ OLMANIN ÖNEMİ VE KUVVETİ
Dr. Vehbi KARAKAŞ
İlahiyat fakültesinde, “İlahiyat kimlikli olmanın önemi” konulu seminerde öğrencilerimize söylediklerimi önemine binaen güncelleyerek bütün fakültelerimizin istifadesine arz ediyorum.
Bu meseleyi iki başlık altında inceleyeceğim:
1-İlahiyat kimlikli olmanın önemi,
2-İlahiyatçının kuvveti.
1-İlahiyat kimlikli olmak, önemini dinin öneminden almaktadır.
Değerli okurlarım, bir hususu belirtmeden devam edemeyeceğim. O da şu: Bu makalede din dediğimiz zaman, yalnız İslâm dinini kast ettiğimizi bilmenizi rica ediyorum.
Şimdi gelelim gerek öğretim elemanı ve gerekse öğrenci olarak ilahiyat kimliği taşıyanlara.
Sevgili meslektaşlarım ve öğrencilerim! Sizler, öneminizi dinin öneminden almaktasınız. Din nasıl her günün gündemi ise, siz ilahiyat öğretim elemanları ve öğrencileri de her günün gündemisiniz. Çünkü ilahiyat öğretim elemanları ve öğrencileri, dinin mübelliğleri ve anlatım görevlileridirler. Din nasıl her günün, her anın ve herkesin ihtiyacı ise, ilahiyatçı da her zamanın, her mekânın ve herkesin ihtiyacıdır. Her ne kadar bir kısım insanlar bu hakikati kabul etmeseler de hakikat budur. Balığın “benim suya ihtiyacım yok” demesi, onun suya ihtiyacı olmamasından değil, suya olan ihtiyacını bilmemesindendir.
2-İlahiyatcının kuvveti:
“Nasıl Bir Din Eğitimi” kitabımızda da ifade ettiğimiz gibi ilahiyatçı kuvvetini dinin kuvvetinden alır. “Dinin kutluluğu gibi korkunçluğu da kuvvetinden ileri gelir.”
Dinin kutluluk ve mutluluk vermesi, doğru anlaşılmasına ve doğru anlatılmasına bağlıdır. Onu doğru anlamak ve doğru anlatmak da ilahiyat hocalarının ve öğrencilerinin görevidir. Din doğru anlaşılır ve anlatılırsa din korkunç olmaktan çıkar, rahmet ve şefkat olur, hikmet ve adalet olur, infak ve îsar olur, ihsan ve ihlas olur, kerem ve ikram olur. Din doğru anlaşılmaz ve anltılmazsa anarşi ve terörün kaynağı haline gelir. “Dinde zorlama yoktur”, “Sen onların üzerinde bir zorba deilsin”, “Senin vazifen yalnız tebliğdir” “Sen istediğini hidayete erdiremezsin, Müslüman yapamazsın.” gibi ayetler, dinin kabullenilmesini insanların hür iradelerine bırakmıştır. Dinin kabul görmesi, zorbalığa değil, dini anlatanların dini doğru anlamalarına, dürüst yaşamalarına, adalette ve güzel ahlakta örnek olmalarına bağlanmıştır.
Din vücudunuzdaki ateş, damarlarınızdaki kan gibidir. Ateşsiz ve kansız yaşanamayacağı gibi dinsiz de yaşanmaz. Din doğru anlaşılır ve doğru yaşanırsa ona hayran olmayan da kalmaz.
Sevgili öğrenciler, siz, kendinizi çok iyi yetiştirmeye bakın. Aranan insan haline gelin, geleceğe iyi hazırlanın. Az olsanız da itilip kakılsanız da sizde Allah rızası düşüncesi ve dine hizmet sevdası oldukça anahtar insan siz olacaksınız.
Avrupa’da Müslümanlara, Müslümanların çocuklarına ve gençlerine dedim: İstanbul’un fatihi, Fatih Sultan Mehmet Han, sizin ceddiniz, 9 yaşında hafız, 12 yaşında padişah olmuş ve 21 yaşında istanbul’u fethetmiş. 7 dil bilen bir insan… İslâmî ilimleri ders aldığım hocamdan duymuştum. Demişti ki: “Fatih Sultan Mehmet, hocasının dizinin dibinde: “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.” [1]Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr, I (ikinci kisim), 81; et-Târihu’s-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, … Continue reading hadisini okuduktan sonra ellerini açmış: “Allahım o kumandan ben olayım. İstanbul’un fethini bana nasip eyle” demiştir. O bu ideal ve ihlasta olduğu için İstanbul’un fethini Allah ona nasip etmiştir.
İlahiyat ve Diyanet kimliğini taşıyan her elemanda bu azm ve irade olmalıdır. Yurt içi ve yurt dışında bulunan her İlahiyat ve Diyanet mensubu: “Allah’ım! Dünya globalleşti, bir köy haline geldi, bu köyde yaşayan bütün insanlığın gönüllerini fethetmeyi, onları İslâm’la tanıştırma ve buluşturmayı bana nasip eyle!” diye dua edebilir ve etmelidir. Ülke fethinden çok, şimdi gönüllerin fethine ihtiyaç var. Peygamberimiz, 12 bin kişi ile Mekke’yi fethetmiştir, genel affı, engin şefkati ve adaletiyle de gönülleri fethetmiştir.
İlahiyat ve Diyanet kimliği taşıyanların, “Biz azız, zayıfız” diyerek umutsuzluğa düşme hakları da yok. Siz layık olursanız Allah o çokluğu da size nasip edecektir. İslam’ın güzel ahlakı, dürüstlüğü ve adaletine sahip olmadan çok olursanız, kuvvetli olursanız zalim olursunuz. Zalim olursanız ne dininiz kalır ne devletiniz ne de kuvvetiniz.
Ben bu sözleri fakültemizde 600-700 öğrenciden 60 öğrenciye düştüğümüz günlerde söyledim ve dedim ki:
Bir okuldaki bir ilahiyatçıyı yani din dersi öğretmenini ben, bir kaşık mayalık yoğurda benzetiyorum. Mayalık için kullanılan bir kaşık yoğurt nasıl koca bir tencere sütü mayalayıp yoğurtlaştırıyorsa din dersine giren bir öğretmen de bir okulu, bir imam bir mahalleyi, bir müftü bir ili, bir ilçeyi mayalayabilir, güzel ahlakla donatabilir, dindarlaştırabilir. Yeter ki maya sağlam olsun. Yeter ki ilahiyatçı işinin ehli olsun. Tatlı dilli, güler yüzlü, vefakâr, fedakâr, sabırlı, bilgili, kültürlü, ikna ve irşat gücüne sahip, takva ve ihlas meziyetleriyle donanımlı, telaffuz ve diksiyonu güzel, giyim ve kuşamında temiz, düzgün ve dengeli olsun. Yeter ki ilahiyatçı her gün okuyarak kendisini yenileyen, düşünen, konuşan ve yazan biri olsun. Böyle olan elemanlar hürmetine bütün dünya sulh ve sükuna, barış ve saadete kavuşacaktır. Az olmanız önemli değil, keyfiyetli olmanız önemli.
Yıl 1983 Erzincan’da 4000 kişilik bir tugaydayız. 4 ay gibi kısa bir dönem için askere alınmışız. Gecenin dördünde iki saatlik bir zaman dilimi için nöbete kaldırıldık. İlgililere sordum: Benim gibi nöbete kaldırılan kaç kişi var?
-Kırk kişi, dediler.
-Şimdi şu rahat uyuyan 4000 kişiyi bu kırk kişi mi bekliyor?
-Evet, dediler.
-Yani ben: “Bu 4000 kişi bu 40 kişinin yüzü-suyu hürmetine rahat uyuyor”, desem, doğru söylemiş olur muyum?
-Evet, dediler.
İşte ilahiyat kimliğini şan ve şerefle taşıyan siz sevgili canlarım siz, o 40 nöbetçinin konumundasınız. Siz bu ülkenin ve bu milletin nöbetçilerisiniz. Birileri, sizin öneminizi ve misyonunuzu fark etmese de durum bundan başkası değildir.
Bir hadisle konuşmama son vermek istiyorum. Hadis aynen şöyle: “Şüphesiz İslam garip olarak başlamıştır ve başladığı şekilde garip olarak dönecektir. Nemutlu gariplere!” [2]Tirmizî, İman, 13 Bu hadisin bir başka versiyonu da şöyle:”Şüphesiz din, garip olarak başladı, garip olarak dönecek. Gariplere müjdeler olsun! [3]Müslim, İman, 232 Ki onlar, insanların benden sonra bozdukları sünnetimi ıslah ederler.” [4]Tirmizî, İman, 13
Şimdi sünneti ortadan kaldırmaya, Peygamberi devreden çıkarmaya çalışan veya yanlış açıklamalarıyla Peygambere bağlılığı zayıflatmaya, hatta yok etmeye gayret gösteren bir kısım yolunu şaşırmışlar var. Bunların içinde ne yazık ki profesör unvanlılar da bulunmaktadır. Allah’a Hamdolsun ki bunların sayısı iki elin parmak sayısını geçmeyecek kadar azdır. Allah onları ve onlara çanak tutanları bu fısk bataklığından ve ifsat zilletinden kurtarsın. Bütün Müslümanları, özellikle ilahiyat ve Diyanet camiasındaki öğrencilerimizi, meslektaşlarımı ve kardeşlerimi bunların şerrinden korusun, ihlaslı hizmetleriyle bütün insanlığın kurtuluşuna vesile eylesin. Selam ve sevgilerimle…