PEYGAMBERİMİZİN İSLAMİYETİ AÇIKCA ANLATMAYA BAŞLADIĞI VE TAŞLANDIĞI TEPE (III)
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Bu tepenin adı Safa tepesidir. Bunun karşısındaki tepenin adı da Merve’dir. Bu tepeler de Allah’ın parolalarındandırlar. [1]Bakara, 2/158 Hac ve Umreye gidenler bu iki tepe arasında yedi defa sa’y (yürüyüş) yaparak ibadet ederler. Bu yürüyüş, tıpkı Hacer validemizin kızgın güneşin altında susuzluktan kıvranan biricik İsmail’ine hayat verecek suyu arayışını hatırlatır. Hz. Hacer’in İsmail’i, Cebrail’in yerden çıkardığı su ile kurtulduğu gibi, bizim İsmail’lerimiz de Cebrail’in getirdiği su ile, ama bu defa yerden değil, gökten getirdiği âb-ı hayat ile yani Kur’an ile kurtulacaktır. [2]Bkz. Haccı Anlamak, Diyanet Yayınları İşte Safa ile Merve tepeleri arasında koşmamızın, coşmamızın, yalvarıp göz yaş dökmemizin anlamı, maksadı budur.
“Yeryüzü bir mescid, Mekke bir mihrap, Medine bir minber…” [3]Bediüzzaman, Sözler 19.Söz Safa tepesi de bir vaaz ve tebliğ kürsisi…Kimdi bu mescidin, bu mihrabın imamı? Kimdi bu minberin hatibi? Kimdi bu kürsünün vaizi, mürşidi? Tek kelime ile Hz. Muhammed’di (s.a.v).
NE OLMUŞTU SAFA TEPESİNDE?
Peygamberimize, peygamberlik verilişinin 3. Senesi idi. Peygamberimiz 3 yıldır İslâmiyet’i gizliden gizliye yaymaya çalışırken Allah Teala’dan ayetler geldi. Gelen ayetlerle Allah Peygamberimizden İslamiyet’i açıktan anlatmasını istiyor ve şöyle buyuruyordu:
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَاَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِك۪ينَ
“Emrolunduğun şeyi, açıkça söyle ve müşriklerden yüz çevir.” [4]Hicr, 15/94 Diğer ayet de: وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ “Önce En yakın akrabanı uyarmakla işe başla” [5]Şuarâ, 26/214 diyordu.
Bu emirler gereğince Peygamberimiz önce yakın çevresinden işe başladı. Bunun için de en müsait zemin olarak Ebû Kubeys dağının eteklerindeki Safa Tepesi’ni seçti. Safâ Tepesinde yüksekçe bir taşın üstüne çıktı, ellerini kulaklarına koydu, yüksek ve gür bir sesle: “Yâ Sabâhâh! Ey Kureyş topluluğu, buraya geliniz, toplanınız, size mühim bir haberim var!”diye seslendi. Bu sesi duyan geldi. Gelemeyenler de yerlerine temsilciler gönderdi. Çünkü bu ses alelade bir insanın sesi değildi. Bu ses, yer ve göklerin bütün varlıklarını lezzetli nağmeleri ve yüksek tesbihleriyle coşturan, koşturan insanoğlunun şanlı bülbülü Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sesiydi. [6]Sözler 24.Söz Çünkü bu tarz bir sesleniş, ancak tehlike anlarında ve önemli bir haberin duyurulması zamanlarında yapılırdı. Herkes, pür dikkat duydukları sesin sahibinin konuşmaya başlamasını bekliyordu. Peygamberimiz söze başladı:
“Ey Kureyş topluluğu! Size bu dağın ardında veya şu vadide düşman atlıları var. Sabaha veya akşama, üzerinize hücûm edeceklerini söyleyecek olursam, bana inanır mısınız?”
Hep bir ağızdan:“Evet, inanırız. Çünkü biz, şimdiye kadar sende doğruluktan başka bir şey görmedik. Sen yanımızda yalan ile suçlanmış bir insan değilsin.” dediler.
“Öyle ise, ben size, önünüzde gelecek büyük bir azabın bildiricisiyim. Yüce Allah, bana, وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ “Önce en yakın akrabalarını âhiret azabıyla korkut” [7]Şuarâ, 26/214 emrini verdi. Sizi ‘Allah bir, Ondan başka İlâh yok’ demeye davet ediyorum. Ben de Onun kulu ve resûlüyüm. [8]İbni Sa’d, Tabakât: 1/199-200; Buharî, 3/171; Müslim, 1/133-135; Taberî, Tarih: 2/216. Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. “O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem’e girmektir… [9]Buhârî, Tefsîr, 26; Müslim, Îman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359 Eğer, dediklerimi kabul ederseniz, Cennete gideceğinize kefil olurum. Şunu da bilin ki; siz ‘Allah bir, Ondan başka ilâh yok.’ demedikçe, size ben ne dünyada ne de âhirette faydalı olamam.” [10]İbni Sa’d, Tabakât: 1/199-200; Buharî, 3/171; Müslim, 1/133-135; Taberî, Tarih: 2/216.
Bu konuşmaya sadece bir kişi, o da amcası Ebuleheb karşı çıktı. Bununla da yetinmedi, eline bir taş alarak Peygamberimize fırlattı. Hem de:“Kahrolasıca! Bizi bunun için mi çağırdın?” diye bağırdı. Bu davranışı Ebu Leheb’e pahalıya patladı. Allah onun hakkında bir sure indirerek korkunç akıbetini bildirdi. O sure de şu idi:
تَبَّتْ يَدَٓا اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ ﴿١﴾ مَٓا اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ ﴿٢﴾ سَيَصْلٰى نَاراً ذَاتَ لَهَبٍۚ ﴿٣﴾ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ﴿٤﴾ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ ﴿٥
1- Ebu Leheb’in elleri kurusun, (yok olsun) zaten yok oldu ya.
2- Malı da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı.
3- (O) alevli bir ateşe girecektir.
4- (Onun) karısı da, odun hamalı (ve)
5- Boynunda bükülmüş bir ip olarak (ateşe girecektir.) [11]Leheb, 111/1-5
O GÜNLERDEN BU GÜNLERE SAFA TEPESİ
Bir zamanlar, yine üzerine çıktığım Safa tepesi, beni aldı, hayalen ıssız, sessiz zamanlara götürdü. O günler, kuş uçmaz, kervan geçmezdi yanından…Ot yok, ekin yok, su yok, insan yok… Asırlarca bu yokluklarla kıvrandı, durdu safa tepesi…Ve nihayet sabrının neticesi olarak başına devlet kuşu kondu. Halil İbrahim (a.s.)’in duasıyla her yıl milyonlarca insanın ziyaretgahı haline geldi, şenlendi safa tepesi…İbrahim peygamberin hanımına ve İsmail peygamber’in anası Hacer validemize sinesini açan, aziz misafirlerini sıcak şefkatiyle ağırlayan safa tepesi…Şimdi de yıllardır hasretini çektiği âlemlerin rahmeti Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) kürsi olma şerefine eren. Şanlı Mustafa’dan (s.a.v.) safalar getiren, saadetler saçan safa tepesi oldu.
Elime emsali olmayan duayı [12]Cevşen alıp üstüne çıktığım, üzerinde bunları hatırlayıp doyasıya ağladığım yerlerden biridir safa tepesi…
– Ya Resulullah! Sen bu tepeye çıkıp da o meşhur davetini insanlığa sunmasaydın, bizi iki cihanın karanlıklarından kim kurtaracaktı? Kur’an gibi sönmeyen bir nura, İslâmiyet gibi bir insanlık rejimine, bir saadete, bir cennete nasıl kavuşacaktık, diye sevinç gözyaşları döktüğüm yerlerden biridir safa tepesi…Bize kazandırdığın bu nimete mukabil sana olan borcumuzu nasıl ödeyeceğiz ya Resulullah, diye kıvrandığım, inlediğim ebediyyete kadar izinde olmak için Allah’a yalvardığım kudsi mekanlardan biridir safa tepesi…
Borçluyuz sana ya Resulullah borçluyuz. Plajdaki sana borçlu, camideki sana borçlu, Avrupalı sana borçlu, Asyalı sana borçlu, mü’min sana borçlu, kâfir sana borçlu… Ama birçoğu sana borçlu olduğunu bilmiyor. İster bilsinler ister bilmesinler bütün cihan sana borçlu. Merhum Akif’in:
“Dünya neye sahipse, O’nun vergisidir hep
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet
Ya Rab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret
Mısralarını, Garibüzzaman’ın: “Eğer kâinattan Risalet-i Muhammediyye’nin nuru çıksa, gitse kâinat vefat edecek…” cümlesini hatırladığım, kâinat vefat ederse ne mü’min kalır ne de kâfir, bu yüzden mü’minde O’na borçlu kâfir de borçlu diye düşündüğüm yerlerden biridir safa tepesi…Allah bu duygu ve düşüncelerle üzerinde tekrar buluşmayı hepimize nasip eylesin. Selam ve sevgilerimle…
Dipnotlar
| ↑1 | Bakara, 2/158 |
|---|---|
| ↑2 | Bkz. Haccı Anlamak, Diyanet Yayınları |
| ↑3 | Bediüzzaman, Sözler 19.Söz |
| ↑4 | Hicr, 15/94 |
| ↑5, ↑7 | Şuarâ, 26/214 |
| ↑6 | Sözler 24.Söz |
| ↑8, ↑10 | İbni Sa’d, Tabakât: 1/199-200; Buharî, 3/171; Müslim, 1/133-135; Taberî, Tarih: 2/216. |
| ↑9 | Buhârî, Tefsîr, 26; Müslim, Îman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359 |
| ↑11 | Leheb, 111/1-5 |
| ↑12 | Cevşen |