Yatsı namazını kıldıktan sonra, yüzümü arkamda saf tutanlara döndüm. Onlara şunları söyledim: Siz şu anda sadece benimle değil, bütün bir kâinatla beraber namaz kıldınız. Çünkü ben namaza dururken şöyle demiştim: “Allah’ım! Şu anda ben, bütün kâinatla, kâinatın içindeki canlı-cansız Seni anan ve Seni anlatan bütün varlıklarla Sana yöneliyorum. Niyetime bütün bir kâinatı, kâinatın içindeki bütün varlıkları, melekleri, peygamberleri velileri, zerreleri ve küreleri dahil ederek veya ben onların her an devam eden zikirlerine ve namazlarına iştirak ederek namaza duruyorum.”
Neden böyle dedim? Çünkü Allah, kâinatı insana bağlamış. İnsandan da kendisine bağlanmasını istemiş. Allah’a bağlanmanın ve bağlı olduğunu isbatın birinci yolu da namazdır. İnsan namaz kıldı mı, kâinata namaz kıldırmış oluyor, namazı terk etti mi, kâinata namazı terk ettirmiş oluyor. İşte bu sebepten dolayı insan, namaza dururken: Allah’ım sen nasıl kâinatı bana bağladıysan ben de kâinatla beraber sana bağlandım, Allahuekber” diyerek namaza girmelidir.
Namaz kılan bir insan, kendisine bağlanmış olan kâinata namaz kıldırdığından dolayı kâinat büyüklüğünde sevap alır. Dolayısıyla sonsuz ve sınırsız bir cennete layık görülür. Namazı terk eden insan da bütün kâinata namazı terk ettirdiğinden dolayı kâinat büyüklüğünde günaha girmiş olur. Bu sefer de sonsuz ve sınırsız bir cehenneme layık görülür.
Namaz kılmak, büyüklüğü sınırsız Allah’a itaat, namaz kılmamak ta büyüklüğü sınırsız Allah’a isyandır. Sonsuz itaat, sonsuz cenneti, sonsuz isyan da sonsuz cehennemi netice vermektedir. Bu ikinci akıbetten Allah’a sığınırız.
Mini sohbetimde arkamda saf tutanlara şunları da söylemeden geçemedim: Siz bu namazınızla yeryüzünde ne kadar namaz kılan varsa onların hepsinin duasını aldınız. Çünkü namaz kılanların her biri namazın Fatiha’sında “yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” derken, yine namazın Tahiyyatnda “selam, bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun” derken, yine son rekâtlarda “ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün müminleri hesap gününde bağışla” derken, vitir vacipte Kunut dualarını okurken namaz kılan herkese dua etmektedirler; aynı zamanda diğer namaz kılanların da dualarını almaktadırlar. Bu ne büyük saadet ne büyük servettir! Namaz kılmayanlar, ne yazık ki bu saadet ve servetten mahrum kalmaktadırlar. Yine namaz kılanlar, Fatiha’da âlemlerin övgüsünü, Tahiyyatta da evren ve içindekilerinin selamını Allah’a takdim etmektedirler ve Allah’tan ayniyle karşılık almaktadırlar. Ne büyük şereftir bu!
Öyleyse değerli kardeşlerim, ne pahasına olursa olsun, namazımızı ihmal etmeyelim. Bu küllî ve umumî dualardan mahrum kalmayalım. Namazımızı bu bilinçle kılmaya çalışalım. Vaktinde, imkân varsa cemaatle kılalım, kazaya bırakmayalım, ta’dil-i erkânla yani kıyamın, rükuun ve secdelerin hakkını vererek, huşu ile yani Allah’ın huzurunda olduğumuzu bilerek, Allah’ı görüyor gibi bir hale girerek kılalım. Biz Onu göremesek te Onun bizi gördüğüne inanarak eda edelim. Namazımızın bizi, görünen görünmeyen, dünyada ve ahirette bütün sıkıntılardan kurtaracağını ve bizi şerlerden, günah ve haramlardan, zalim olmaktan, zulme uğramaktan, kul haklarına tecavüzden koruyacağını bilelim.[1]
Allah’ın, “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar, namazlarını ciddiye almazlar, (namazlarıyla) gösteriş yaparlar, (fukaranın hakkını vermezler), en ufak bir yardıma da engel olurlar.”[2] Uyarısından titreyelim. Selam verdikten sonra da “Allahümme entesselam……” demeden önce üç kere estağfirullah diyelim. Bu şu demektir: “Allahım sana layık namaz kılamadım, af ve mağfiretini istiyorum, beni bağışla.”
Neden bunları yapmalıyız? Çünkü ne kadar mükemmel olursak olalım, Allah’ın sonsuz büyüklüğü ve kemali yanında sonsuz küçük ve sonsuz kusurluyuz; O, Kadir-i Mutlak, bizse aciz-i mutlakız. Ne kadar mükemmel namaz kılarsak kılalım, yine Allah’ın hakkını vermiş, sonsuz iyiliklerinin karşılığını ödemiş olamayız. Sevgili Peygamberimizin günde yetmiş kere, yüz kere tevbe istiğfar etmesinin bir anlamı da bu idi.
Sonsuz hamd olsun âlemlerin Rabbi Allah’a,
Salat ve selam olsun Şanlı Peygamberine,
Allah’ın lütfu-nimeti yağsın, bu yazıyı
Okuyanların ve yayanların üzerine.
❤ Eğitimci Yazar Dr. Vehbi Karakaş ‘ın kaleminden ❤
DİPNOTLAR:
[1] Bkz. Ankebût, 29/45
[2] Mâûn, 107/4-7