DERVİŞLİK VE ELBİSESİ
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Mevlana demiş ki: “Çok insanlar gördüm üstünde elbise yok, çok elbiseler gördüm içinde insan yok”
Bu söz bana şu sözü söyletti: Çok alimler ve dervişler gördüm, üstlerinde hırka ile tac, cübbe ile sarık yok. Çok cübbeler ve sarıklar gördüm, içlerinde alim ve derviş yok.
Yunus (ra) bu hakikatı şu mısralarıyla onaylıyor ve dervişi tarif ediyor:
Dervişlik dediğin hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.
Sadece görüntünü değil, aynı zamanda gönlünü derviş edeceksin. Dün yaptığının ve söylediğinin bugün tersini yapmayacaksın, söylemeyeceksin. Zalimlerin yandaşı ve alkışlayıcısı olmayacaksın. Dinin ve ilmin izzet ve haysiyetini makam ve mevkidekilerin, servet, şehvet ve şöhret sahiplerinin ayaklarının altında çiğnetme rezilliğine tenezzül etmeyeceksin. “Allah’ım! Seni tercih ettiğim için çok kimse benden küstü. Seni tercih etmedikleri için ben de onlardan küstüm.” Diyeceksin.
Derviş bağrı taş gerek. Gözü dolu yaş gerek,
Koyundan yavaş gerek. Sen derviş olamazsın.
Neden? Çünkü derviş:
Dövene elsiz gerek. Sövene dilsiz gerek,
Derviş gönülsüz gerek. Sen derviş olamazsın.
Yunus gel der ey hoca. İstersen var bin hacca
Hepisinden iyice. Bir gönüle girmektir.
“Yaralı Kuş ve Derviş”
Bir gün yaralı bir kuş (hayvanların dilinden anlayan peygamber) Hz. Süleyman’a gelerek kendisinin bir derviş tarafından vurulduğunu ve kanadını kırdığını söyleyerek şikâyette bulunur. Hz. Süleyman yaralı kuşu dinledikten sonra dervişi hemen huzuruna çağırtır ve sorar:
“Bu kuş senden şikâyetçi neden bu kuşun kanadını kırdın?..” Derviş cevap verir: “Sultanım ben ava çıkmıştım, o sırada bu kuşu gördüm. Yanına yaklaştım kaçmadı, biraz daha yanına yaklaştım yine kaçmadı. Bana kendiliğinden teslim olacak diye düşündüm. Üzerine atladım, tam yakalayacağım esnada kaçmaya çalışınca da kanadı kırıldı. ”Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sana yaklaşmış, üstelik sinsice de yaklaşmamış, sen niye kaçmadın? Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.”
Kuş kendini savunur. Fakat savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
“Efendim ben onu derviş kıyafeti ile gördüğüm için kaçamadım. Onu derviş kıyafetleri içinde görünce korkmadım: Bunlar, Allah´ın ermiş kullarıdır. Allah’tan korkarlar. Bunlardan bana zarar gelmez, dedim. Üzerlerinde derviş kıyafeti değil de avcı kıyafeti olsaydı hemen kaçardım. Ne bileyim onun da beni avcı gibi avlayacağını.”
Bu konuşma üzerine Hz. Süleyman savunma yapan kuşu haklı bulur. Kısas hükmünün gereği olarak emrinin verir:
– Derhal dervişin kolunu kırın, der.
Ancak kuş bu emre itiraz eder:
Aman efendim yapmayın, onun elini kırarsanız, kırılan el iyileşir, aynı hareketi tekrar yapabilir. En iyisi efendim, siz onun üzerindeki dervişlik kıyafetini çıkarttırın, bir de onun sakallarını da kestirin ki benim gibi gariban kuşlar onun sahte dervişliğine kanmasınlar. Onun bu tuzağına düşmesinler. Ben onun bu tuzağına aldandım, bundan sonraki kuşlar aldanmasınlar, demiş. [1]https://www.ahmedcitlakoglu.com/onun-kolunu-kirmayin-uzerindeki-dervis-elbisesini-cikartin/10077/Detay
Hz. Süleyman, kuş beyninden çıkan bu düşünceyi beğenir, denileni yapar, bize de kıssadan hisse almak düşer.
“Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir… (Çünkü) Onların kalplerinde hastalık vardır. Böyle davrandıkları için Allah kalplerindeki hastalığı arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için elim bir azap vardır.” [2]Bakara, 2/9-10
Hz. Peygamberin şu hadisi bütün Müslümanların kulağına küpe olmalıdır: “Aldatan bizden değildir.” [3]Müslim, İman/164 (12.06.2005 Harem-i Şerif)