DİLİN AFETLERİ (TELEVİZYON PROGRAMIMIZDAN BİR ÖZET)
Dr. Vehbi KARAKAŞ
Allah’ın nimet olarak verdiği dili insan, afet üreten bir cihaza dönüştürmemeli, cennetini cehennem yapmamalıdır. Bu nasıl olur? İşte bu makale ile şimdi bunu anlamaya çalışacağız. Allah Tela buyuruyor:
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ﴿٨﴾
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِۙ﴿٩﴾
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ﴿١٠﴾ “Biz, insana iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi? Ve ona iki yol göstermedik mi?” [1]Beled, 90/8-10
Görülüyor ki bu ayette dil, insana verilen nimetler gurubundan sayılmıştır. Nimet, o nimeti verenin yolunda kullanılırsa rahmet olur, cennet olur; o yolda kullanılmazsa nimet azap olur, cehennem olur. İşte ağzımızdaki dil, Allah’ın bize verdiği çok önemli nimetlerden biridir. Bu nimeti Allah’ın razı olmadığı yerlerde kullanmamalı ve başımıza bela etmemeliyiz.
Sevgili Peygamberimiz (sav): “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya iyi ve güzel söz söylesin, ya da sussun.” [2]Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75; Karakaş, Vehbi, Hitabet Sanatı, 25-25, Rağbet Yayınları, İst. 2015 Buyurmuşlardır. Sussun ki nimet olan dil, afete dönüşmesin. Savaşlar olmasın, katliamlar yaşanmasın.
DİL NİMETİNİ AFETE DÖNÜŞTÜREN EYLEMLER:
1-Malayanî (faydasız) konuşmalar: Kişinin ana sermayesi vaktidir. Vaktini yararsız eylemler ve saçma sözlere harcarsa ana sermayesini bitirmiş olur. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz buyurmuşlar: “Kişinin Müslüman oluşunun güzelliklerinden biri, malayaniyi (yani sağlığına, servetine, huzur ve mutluluğuna faydası olmayan şeyleri) terk etmesidir.” [3]Ahmet b. Hanbel, I, 201
2-Fazla konuşmalar dilin afetlerindendir. Birkaç kelime ile anlatılması gereken bir meseleyi, muhatabı usandıracak derecede uzatarak anlatmak. Bu da dilin afetlerindendir. Peygamberimizden mervi hadislerden biri de şudur: “Dilinin fazlasını tutup, malının fazlasını hayırda harcayana müjdeler olsun!” [4]Cemalüddin el-Kasimî, Muhammed, Mevızetü’l- Müminin, 208
3-Batıla dalmak.
Dili, insanların hoşuna giden, ama Allah’a isyan sayılan ayıplarla, günahlarla meşgul etmek. Müstehcen kadınların müstehcen hallerini, içki meclislerini, fasıkların makamlarını, zorba ve dikdatörlerin kibrini, onların iğrenç merasimlerini konuşmak, çalgılar eşliğinde eylenme tepinmelerine katılmak dilin ve halin batıla dalmasıdır. Ki bu da bir afettir. Bu batıl eğlenceler ve programlar, cehenneme götüren dört büyük afetten biridir. [5]Bkz. Müddessir, 74/44 Cehenneme götüren diğer üç amel de namaz kılmamak, yoksulu yedirip doyurmamak ve ceza ve hesap günü olan ahireti inkâr etmektir. [6]Bkz. Müddessir, 74/43-47
4-Münakaşa ve mücadele (çekişme) dilin afetlerindendir.
Hadis-i şerifte: “Kim haksız olduğu bir münakaşayı terkederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münâkaşayı terkedene de cennetin ortasında bir ev kurulur. Kim de ahlakını güzelieştirirse cennetin yüce yerinde bir ev kurulur.” [7]Tirmizî, Birr 58; Ebu Dâvud, Edeb 8; İbnu Mâce, Mukaddime 7; Nesâî, Edeb, 6, 21. Buyurulmuştur.
Münakaşa etmenin birinci şartı, insaflı olmak, hakkı bulmak niyetiyle hareket etmek, hak ortaya çıkınca da fikrinde inat etmemektir. Bu şekilde bir münakaşa caizdir. Eğer hak, düşüncenize aykırı olanın elinde ortaya çıksa, üzülmeyiniz, memnun olunuz. Çünkü bilmediğiniz bir şeyi öğrenmiş, hatta kibre düşme ihtimalinden kurtulmuş olursunuz. [8]Bkz. Mektubat, 2005, s: 586.
5-Husumet=Düşmanlık. Allah: “İnsanlara güzel söz söyleyin.” [9]Bakara, 2/83 Buyuruyor. Yine buyurmuş ki Mevla:
وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا ﴿٨٦﴾
“Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” [10]Nisa, 4/86 Buyurmuştur. Hadis-i şerifte de: “Temiz ve güzel söz sadakadır.” [11]Buharî, Edep, 34 buyurulmuştur.
7- Sövmek, çirkin ve hakaret içerikli sözler söylemek. Hadis-i şerifte: “Allah, çirkin sözleri söyleyenleri, sokaklarda küfürler savuranları, bağırıp çağırarak çevreyi rahatsız edenleri sevmez.” [12]Bkz. Nisa, 5/148 Buyurulmuştur.
8-Lanet okumak, beddua etmek: “Zulme uğrayan kişi, zalime beddua ederse, (kötü bir söz söylerse) denkleşmiş, fitleşmiş olurlar.” [13]Aynı yer. Mazlum insan, susarsa, kendi savunmasını Allah’a havale etmiş olur. Allah da er veya geç zalimin hakkından gelir.
9-Hüzün ve şehveti harekete geçiren sesler ve sözler. Ulvî hüzünleri, ilahî aşkları harekete geçiren sesler ve müzikler helaldir. Yetimane hüzünleri, nefsin şehvetlerini tahrik eden müzikleri icra etmek te haramdır.” [14]İşaratü’l-İ’caz, 71, 72
10-Mizah ve şaka yapmak. Peygamberimiz: “Ben de şaka yaparım, ama ben sadece doğruyu konuşurum; haktan başka bir şey söylemem.” [15]Tirmizi, Birr, 57 buyurmuştur. Enes (ra): “Resulullah, çocuklarla şakalaşmada insanların en önde olanıydı.” “Resulullah, hanımlarıyla beraber olduğu zaman insanların en hoşu ve en şakacısıydı” [16]Ebu Davud, Edeb 84, 85, 149; İbn Mace, Cihad 40; Ahmed bin Hanbel, II/352, 364, III/67, V/32 der. Enes’e (ra), şaka maksadıyla zaman zaman: “Ey iki kulaklı!” derdi. [17]Tirmizi, Birr 57; Ebu Davud, Edeb 92.
11-Alay ve istihza etmek. İlgili ayetlerden biri şudur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de alaya alınanlar, alaya alanlardan daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki alaya alınanlar, alaya alanlardan daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” [18]Hucurat, 49/11
12-Sırrı ifşa etmek de dilin afetlerindendir. Hadis-i şerifte: “Söz, aranızda emanettir.” Buyurulmuştur. Sırrı ifşa etmek de hıyanettir. Bu da haramdır. [19]Ed-Dımşkî, aynı ser, 215
13-Yalan vaatte bulunmak, verilen sözden dönmek, sözde ve yeminde yalan söylemek. Hadis-i şerifte buyurulmuş ki:
ثلاثة لا يكلِّمهم الله يوم القيامة ولا ينظر إليهم ولا يزكِّيهم ولهم عذاب أليم: الْمُسْبِل إزارَه والمنّان الذي لا يعطي شيئاً إلا مَنَّه، والمنفِق سِلْعته بالحَلِف الكاذب
“Üç zümre vardır ki, Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Ve onlara can yakıcı bir azap vardır. Elbiselerini sürüyerek yürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve malına yalan yeminle revaç verip satmaya çalışan…” [20]Müslim, İman, 171-174; Tirmizi, Buyû, 5; Ebû Davud, Libas, 25
15-Gıybet etmek. Kur’an-ı Kerime göre gıybet, ölü eti yemek kadar çirkin ve tiksindirici bir şeydir. [21]Bkz. Hucurât, 49/12 Efendimiz bir gün ashabına, “Gıybet nedir, bilir misiniz?” diye sorar. Sahabi “Allah ve Peygamberi daha iyi bilir” cevabını verince, Peygamberimiz:“Kardeşini, hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.” buyurur. Sahabi; “Ya söylediğim kardeşimde varsa?” deyince, Peygamberimiz: “Eğer söylediğin onda varsa, gıybet etmiş olursun. Şayet söylediğin onda yoksa, o takdirde ona iftira atmış olursun.” cevabını vermiştir.Yine buyurmuşlar ki: “Her kim dilini ve tenasül uzvunu kötülükten korumaya bana söz verirse, ben de onun cennete girmesine kefil olurum.” [22]Buhari, Rikak, 33
Hz. Aişe bir gün Efendimiz’e Hz. Safiyye’nin boyunun kısa oluşunu dile getirir. Bu sözden hiç hoşlanmayan Allah Rasulü (sas):“-Aişe! Öyle bir söz söyledin ki eğer o söz denize düşseydi denizin tadını ve kokusunu bozardı.” diyerek eşini uyarır. “Bir kimse kardeşinin ırz ve şerefini çekiştirene karşı onu savunursa, Allah kıyamet günü o kimseyi cehennemden uzaklaştırır.” [23]Tirmizi, Birr, 20
Gıybetin caiz olduğu yer: Gıybeti edilen adam aleni günah işleyen biri ise, işlediği günahtan da sıkılmıyorsa, hatta işlediği sanatı ve seyyiatıyla iftihar ediyor, zulmüyle de lezzet alıyorsa, böyle utanmadan günah işleyenin gıybeti caizdir. [24]Ayrıca gıybetin caiz olduğu yerler için bkz. Ed-Dımışkî, aynı eser, 224-225 Aksi halde ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi, gıybet de insanın salih amellerini yer, bitirir. Eğer bir insan gıybet eder veya isteyerek dinlerse; derhal “ Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı bağışla.” demeli, sonra da gıybeti yapılan adama nerde rastlanırsa, orada “Hakkını helal et, beni bağışla.” demeli, özür dilemeli ve helallik almalıdır. [25]Orijinali için bkz. Mektubat, 22. Mektup, Hatime, 268
14-SU-İ ZAN. Bir hakkında kötü zanna kapılmak kalp ile gıybettir. Peygamberimiz buyurmuşlar ki:“Su-i zandan çekininiz; çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin eksiğini-gediğini görmeye ve işitmeye çalışmayın, hususi hayatlarını araştırmayın. Satın almayacağınız bir malın fiyatını, müşteri kızıştırmak için artırmayın. Birbirinize haset etmeyin, düşmanlık yapmayın, arkanızı çevirip küsmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun, kardeş!” [26]Buhari, Edep, 57
16-Nemime-Söz götürüp getirmek de dilin afetlerindendir.
وَيْلٌ لِّكُلِّ هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ “İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay hâline!” [27]Hümeze, 104/1-2 Ayetteki “hümeze”nin, ve Leheb suresindeki “hammaletelhatab” ifadelerinin “nemmam=söz taşıyan” anlamında olduğu da ifade edilmiştir. Peygamberimiz, “Nemmam cennete giremez.” Buyurmuştur. [28]Bkz. Ed-Dımışkî, aynı yer, 226
17-İki yüzlü söz söylemek. Peygamberimiz:“Ey Aişe! İnsanların en kötüsü, şerrinden korkulduğu için hürmet ve ikram gören insandır.” Buyurmuştur. [29]Aynı yer, 227
18-Medh ve senada bulunmak: Dilin afetlerinden biri de birini övmektir. Övgü, övülende kibir ve ucup oluşturur. Övülen şahıs, övüldüğünde sevinir, kabarır, şımarır. Bunlar da onun manevî hayatını öldürür. Cennetlikkken cehennemlik olur. Halk tarafından yapılan övgüler kulağına gelen Hz. Ali (ra) yalvarmış: Allahım! İnsanların bilmeden yaptıkları övgülerden dolayı beni bağışla, söyledikleri övgülerden dolayı beni cezalandırıp rüsva eyleme, beni zannettiklerinden daha hayırlı eyle! [30]Bkz. Ed. Dımışkî, aynı yer, 227
19-Lafzın inceliklerine riayet etmeden konuşmak, hatalı konuşmak.
Rasûlullah (sav) Efendimiz de bizi şu hadisiyle uyarmaktadır: “Sizden biriniz, Allah dilerse ve ben de istersem, demesin. Ancak “Allah dilerse, Ondan sonra da ben Onun lütfuyla istersem” desin. İbn-i Abbas (ra) da demiştir ki: “Sizden her biriniz şirke düşebilirsiniz, hatta kişi köpeği ile bile şirk koşar da şöyle der: Eğer bu köpek olmasaydı, gece hırsızların şerrine uğramış olurduk.” Bunun yerine şöyle demeli: Benim hırsızlardan korunmama Allah’ın lutfuyla bu köpek vesile oldu.”
Ebu Hureyre (ra) diyor ki, Rasulullah (sav) bizi şöyle uyardı: “Sizden biriniz erkek ve kadın kölelerine benim kullarım, demesin. Benim hizmetçilerim, desin. Çünkü erkek-kadın hepiniz Allah’ın kullarısınız. Köleler de efendilerine “Benim Rabbim” tabirini kullanmasınlar. “Efendim” tabirini kullansınlar. Çünkü hepiniz Allah’ın kullarısınız, Allah da hepinizin Rabbidir. [31]Bkz. Ed-Dımışkî, aynı yer, 229
Dipnotlar
| ↑1 | Beled, 90/8-10 |
|---|---|
| ↑2 | Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75; Karakaş, Vehbi, Hitabet Sanatı, 25-25, Rağbet Yayınları, İst. 2015 |
| ↑3 | Ahmet b. Hanbel, I, 201 |
| ↑4 | Cemalüddin el-Kasimî, Muhammed, Mevızetü’l- Müminin, 208 |
| ↑5 | Bkz. Müddessir, 74/44 |
| ↑6 | Bkz. Müddessir, 74/43-47 |
| ↑7 | Tirmizî, Birr 58; Ebu Dâvud, Edeb 8; İbnu Mâce, Mukaddime 7; Nesâî, Edeb, 6, 21. |
| ↑8 | Bkz. Mektubat, 2005, s: 586. |
| ↑9 | Bakara, 2/83 |
| ↑10 | Nisa, 4/86 |
| ↑11 | Buharî, Edep, 34 |
| ↑12 | Bkz. Nisa, 5/148 |
| ↑13 | Aynı yer. |
| ↑14 | İşaratü’l-İ’caz, 71, 72 |
| ↑15 | Tirmizi, Birr, 57 |
| ↑16 | Ebu Davud, Edeb 84, 85, 149; İbn Mace, Cihad 40; Ahmed bin Hanbel, II/352, 364, III/67, V/32 |
| ↑17 | Tirmizi, Birr 57; Ebu Davud, Edeb 92. |
| ↑18 | Hucurat, 49/11 |
| ↑19 | Ed-Dımşkî, aynı ser, 215 |
| ↑20 | Müslim, İman, 171-174; Tirmizi, Buyû, 5; Ebû Davud, Libas, 25 |
| ↑21 | Bkz. Hucurât, 49/12 |
| ↑22 | Buhari, Rikak, 33 |
| ↑23 | Tirmizi, Birr, 20 |
| ↑24 | Ayrıca gıybetin caiz olduğu yerler için bkz. Ed-Dımışkî, aynı eser, 224-225 |
| ↑25 | Orijinali için bkz. Mektubat, 22. Mektup, Hatime, 268 |
| ↑26 | Buhari, Edep, 57 |
| ↑27 | Hümeze, 104/1-2 |
| ↑28 | Bkz. Ed-Dımışkî, aynı yer, 226 |
| ↑29 | Aynı yer, 227 |
| ↑30 | Bkz. Ed. Dımışkî, aynı yer, 227 |
| ↑31 | Bkz. Ed-Dımışkî, aynı yer, 229 |